Düşünmek canımı acıtıyor, hatırlamak yaralarımı kanatıyordu. Ne gün ışığına bakabiliyor, ne insan sesine katlanabiliyordum. Perdelerin güneşe karşı zırh gibi gerildiği karanlık odamda, yorganı gözlerime kadar çekiyor, yemeden, içmeden ve konuşmadan öylece yatıyordum.
Hayat denen yolculuk, gitmekten değil, dönmekten ibaretmiş. Bak, sen bile gidenlerin arasından çıkıp dönenler safına girdin. Gidişinin üzerinden onca yıl geçtikten sonra bir gün ansızın keyfe keder birkaç satırla bana ulaşıverdin. Bıraktığın yerde zahmetsizce buldun beni. Hani cinai romanlarda suç mahalline dönen katiller olur ya, işte aynı onlara benziyorsun, biliyor musun?
Tıpkı apansız gidişin gibi dönüşünde de başına buyruk ve bencilsin.
Gerginlik sevmiyorum. Hele işe yaramayan, bir yere gitmeyen gerginlikleri. Uzun ilişkilerin gerginlikleri de hep böyle olur değil mi? Ne diye bunları düşünmüştüm, biraz canım sıkılmıştı ama aynaya bakınca geçti.