Uzun havayla girer Kara Ahmet. Kulakları Direklerarası'nda dinlediği İstanbul musikisine alışık Ahmet Muhtar' a çok farklı gelir işittiği. Benzerini daha önce Makedonya'da işitmiştir ama bu daha da farklıdır. Sözleri doğru anlayabilmek için dikkat kesilir.
Ay dost! Dinek Dağı yeni geldim gurbetten
Başım halas olmaz kadadan dertten
Adama kemlik mi gelir merdoğlu mertten
Kötülerin dalı gölgesi olmaz,
Ay dost! Yigit olan ata biner atlanır
Yiğit olan her cefaya katlanır
Yiğit gölgesinde yiğit saklanır
Kötülerin dalı gölgesi olmaz
Ay dost! Meydanda deşinir yiğidin atı
Her nere gitse de söylenir methi
Altına batırsan eyolmaz kötü
Aslı kara demir mücevher olmaz.
"Atana rahmet Kara Ahmet! Evladın var mı? Kimleri koyup gittin. Ankara'ya, savaşmaya?"
Var ya, var elbet Paşam. Tohumsuz olur mu? Bir oğlan var Allah bağışlasın. Adı Muharrem'dir.
Yolun geri kalanında pürüzlü, içlerine işleyen sesiyle başka türküler de söyler Muharrem'in babası Zurnacı Kara Ahmet. Gittikleri
yolun hakkını verirler.
İngiliz'i de ardına alıp yürüyüp gelecekmiş buralara. Buyursun gelsin. Ali Fuat Paşa'nın huzuruna varana kadar önce bizi çiğneyip geçmesi lazım. Seğmenini bilmeyene kolaydır Angara'ya yürümek.