Yaradan o güzellikleri çobana vermiştir, sözün güzelini de şairlere. Hatırlayın, Kemalettin Kamu "Bingöl Çobanları" şiirinde çobanın dünyasından ne güzel seslenir:
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni;
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı;
Her adım uyandırır ayrı bir hatırayı:
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
Sunamın başka köye gelin gittiği akşam.
Sakın konuşurken, insanlarla mücadele ve münakaşa etme. Çünkü onda muhatabı techil (bilgisiz göstermel ve tahcil [utandırma) vardır. Kendini ise yüceltme vardır.
Bir dizi cümle okudunuz ama gerçekten anladınız mı? Şartlanmış beyniniz, yaşam biçiminiz, içinde yaşadığınız toplumun yapısı bir gerçeğe bakıp ondan anında kurtulmanızı engelliyor. "Bunu düşüneceğim; şiddetten arınmanın mümkün olup olmadığını değerlendireceğim. Kurtulmaya çalışacağım," diyorsunuz. "Deneyeceğim," diyorsunuz. Bu söyleyebileceğiniz en korkunç şeylerden biridir. Denemek, elinden geleni yapmak diye bir şey yoktur. Bir şeyi ya yaparsınız ya da yapmazsınız. Ev yanarken zamanın geçip gitmesine izin veriyorsunuz. Dünyanın her yanındaki ve içinizdeki şiddet yüzünden ev yanıyor ve siz, "Bir düşüneyim. Yangını söndürmek için en iyi ideoloji hangisidir?" diyorsunuz. Ev yanarken, suyu getiren adamın saçının rengini tartışır mısınız?
Gerçekte yalan lanetli bir kusurdur. Bizi insan yapan yalnız sözdür ve birbirimize yalnız sözlerimizle bağlı oluruz. Eğer biz yalanın iğrençliğini ve önemini kavrarsak, o zaman bunun diğer suçlardan daha çok cezaya layık olduğunu görürüz. Bana kalırsa insanlar çocukların masum yanlışlarını cezalandırırken, boşuna zaman yitiriyorlar ve ne bir iz bırakan, ne de bir sonuç alınan yersiz hareketlerle onları bunaltıyorlar. Bana sorarsanız, ortaya çıkar çıkmaz ve gelişir gelişmez, bizim karşı çıkmamız gereken tek kusur, yalan söylemektir, onun biraz altında yine karşı çıkmamız gereken kusur, dik kafalılıktır. Bu kusurlar çocuklarla birlikte büyür. Bir kez dil böyle bir alışkanlık kazanınca, bu alışkanlığın geri alınmasını görmek çok şaşırtıcı olur. Bu nedenle kimi dürüst insanların ayrıca buna boyun eğdiğini ve kölesi olduğunu görürüz. Benim terzim olan iyi bir genç var, ama onun bir kez olsun doğruyu söylediğini görmediğim gibi, söylediği yalanın ona hizmet ettiğine de tanık olmadım.