Karanlık gökyüzünden inerken, gözümü kırptığım anda alaca karanlığın uçup gideceğini biliyordum. Uçsuz bucaksız toprakların gürbüz göğsünü sergileyişini izliyordum. Davetkar bir çağrıydı. Bir annenin yavrusuna seslenişi gibi, topraklar geceyi çağırıyordu.
Geçmişini tamamıyla görebilen birisiydi. Toy bir delikanlıyken nasıl yürüdüğünden, nasıl büyüdüğüne kadar her şeyi görüyordu. Bu ülkede bu tür insanlarla nadiren karşılaşılır. Sefalet ve zorluklar diğerlerinin hafızasını kötü etkiliyor olabilir. Geçmişle, çoğunlukla bir tür miskinlik halinde yüzleşirler. Ne yapacaklarını bilmeden, geçmişi garip bir gülümsemeyle başlarından savarlar. Sanki dedikodu ya da kulaktan dolma şeylermiş gibi, kendi tecrübelerine karşı ilgiden yoksundurlar. Parça parça hatırlarlar, bunların da genellikle yaşadıklarıyla bir ilgisi yoktur. Katlandıkları onca şeyi ifade etmek için bir iki cümle yeter. Zaman zaman gençlerin bu insanlarla, “Yaşlanınca köpek gibi yaşamaya başlarlar.” diye alay ettiklerini duyardım.
(…)