Eğer bir tehlike varsa, bunun, insanın salıverilmiş o büyük tutkularına yakınlığımızdan kaynaklandığını düşünüyordum. Aşırı bir keder bile sonunda şiddete dönüşebilirdi; fakat genelde hissizlik ve kayıtsızlığa dönüşür…
Dünya, dünyalığından çıkmış gibiydi. Zaptedilmiş bir canavarın, zincirli haline bakmaya alışkındır, fakat orada -orada gördüğümüz şey devasa ve özgürdü. Bu dünyaya ait değildi, adamlar ise -hayır onlar insanlığından çıkmamıştı. Biliyor musunuz, en kötüsü de buydu, onların insanlıktan çıkmadığından kuşkulanmak. Yavaş yavaş idrak ediyordunuz. Uluyorlar, zıplıyorlar, kendi etraflarında dönüp suratlarına korkunç ifadeler veriyorlar; fakat sizi esas heyecanlandıran şey onların da -sizin gibi- insan olduğunu, bu vahşi ve hararetli kargaşayla uzaktan akraba olduğunuzu düşünüyor olmanızdı. (…)
Elbette, aşırı korkak ve duyarlı bir budala her zaman güvendedir.
Tarih öncesi bir dünyanın, kendine meçhul bir gezegen süsü vermiş bir dünyanın gezginleriydik. Büyük ıstıraplar ve zahmetler pahasına zaptedilmiş lanetli bir mirası ilk defa sahiplenen insanlar zannedebilirdik kendimizi.