Dikkatinizi bu gibi şeylere, sırf yüzeysel olaylara yoğunlaştırdığınızda, gerçeklik-anlatabiliyor muyum, gerçeklik- uçup gidiyor. Neyse ki, içimizdeki gerçeklik gizlidir.
Yavaş yavaş ölüyorlardı; bu çok açıktı. Düşman değillerdi; suçlu değillerdi; onlar, artık bu dünyaya ait olmaktan uzak, yeşilimsi bir kolluk içinde allak bullak olmuş halde yatan, hastalıklı kara gölgelerden başka bir şey değillerdi. (…)
Onlar fatihtiler ve bunun için sırf kaba kuvvet kullanmak yeter- bu da övünülecek bir şey değil, zira senin gücün, diğerlerinin zayıflığından kaynaklanan bir tesadüftür sadece. Sırf elde etmiş olmak için, ellerine ne geçtiyse kapıp götürdüler. Bu, zorbalıkla yapılan bir hırsızlık, büyük çaplı, ağır bir cinayetten başka bir şey değildi ve adamlar şuursuzca yapıyorlardı bu işi; karanlıkla boğuşanlara da bu yakışır. Dünyanın fethi -çoğunlukla bu, derileri bizlerden farklı ve burunları bize kıyasla biraz daha yassı olan insanlardan onu çalmakla aynı anlamı taşır- üzerinde fazlaca kafa yorulduğunda, pek de hoş bir şey değildir.