Bizler bugün özgür olduğumuzu düşündüğümüz dijital bir mağarada esiriz. Dijital ekrana bağlanmışız. Platon’un mağarasındaki esirler, mitik-anlatının görüntüleriyle kendilerinden geçmiştir. Dijital mağara ise bizi enformasyonda tutsak eder. Hakikatın ışığı tamamen sönmüştür. Enformasyon mağarasının dışarısı yoktur. Yüksek sesle uğuldayan enformasyonun gürültüsü, varlığın ana hatlarını bulanıklaştırır. Hakikat uğuldamaz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hakikat krizi daima bir toplum krizidir. Hakikat olmadan, toplum içsel olarak çözülür. Sonrasında ise yalnızca dışsal, araçsal, ekonomik ilişkilerle bir arada tutulur. Örneğin bugün her yerde yaygınlık kazanan karşılıklı değerlendirme uygulaması, insan ilişkilerini topyekun ticarileştirmeye tabi tutarak yok etmektedir. Günümüzde tüm insani değerler ekonomik hale getirilmekte ve ticarileştirilmektedir. Böylece toplum ve kültürün kendisi meta biçimini alır. Meta, hakikatin yerini alır.
Toplumun artan atomizasyonu ve narsistleşmesi, bizi ötekinin sesine sağırlaştırır. Aynı zamanda empati kaybına da yol açar. Bugün herkes benlik/kendilik kültünü yüceltiyor. Herkes kendini gerçekleştiriyor ve üretiyor. Demokrasinin krizinden, internetin algoritmik kişiselleştirmesi değil, ötekinin kaybı, dinleme yetisinden yoksunluk sorumludur.
Bir seçim kampanyası enformasyon savaşı biçimini aldığında, daha iyi argümanlar değil, daha akıllı algoritmalar hakimiyet kazanır. Bir enfokraside, bir enformasyon savaşında, söylemlere yer yoktur.