Allah’ın çevresinde tavaf yapıyorsun. Dönüyor, dönüyor ve nihayet bir hiç olduğunu hissetmeye başlıyorsun. Artık kendini hatırlamıyorsun. Var olan yalnızca aşktır: Aşkın cazibesi. Sen ise bir meczub!
Ey Allah’a yönelmiş muhacir! Senin tavaf yerin; “Allah’ın Kabe’si ve Hacer’in eteği”dir.
Ne görüyoruz?
Aklımız almıyor?
Özgürlük ve humanizm çağı insanının duygusu, bu manaya dayanacak nitelikte değildir!
Allah, Afrikalı siyah bir cariyenin evinde.
İhramla birlikte şunu demek istiyorsun: “Allah’ım! Ben artık nemrudun kulu, tağutun kölesi olmayacağım. İbrahim suretinde olacağım. Zorba kurdun, hilekar tilkinin, paracı farenin, zillet ve teslimiyet koyununun elbisesine bürünmeyeceğim. İnsan suretine gireceğim.Yarın topraktan kalkarken görünmem gereken elbisenin içinde olacağım.”
Niyet et! Meyveye duran hurma gibi. Ey kabuk, ey kof! O bilinç tohumunu kendi içine ek, boş içini onunla doldur. Büsbütün beden olma, meyve ver! Varlığını kabuk yap, imanının çekirdeğini oluştursun; varlık ol, var ol, hep abajur olma karanlık gönlünde ışığı yak, ışılda. Dol, parla ve aydınlat, bırak da bu öz ışığın parlaklığı, seni kendinden geçirsin, kendin yapsın. Ey hep cahil, hep gafil olan! Allah’ı bil ol, yaratılmışları bil, kendini bil.