Düşünmek, içinden geçtiğimiz dünyanın manası hakkında dersler çıkartarak karanlıktan aydınlığa, batıldan hakka, körüden iyiye, yanlıştan doğruya ve çirkinden güzele geçmektir.
…
Haris el- Muahsibiye göre varlık düzenine kalp gözüyle bakanlar, ondaki harikulade halleri görür ve hayret halinin nuruyla düşünmeye başlarlar. İbret hayrete, hayret hikmete, hikmet uyanışa götürür ve abbaralar gibi hepsi birbirine bağlanır.
Bu noktada ibret nazarıyla tefekkür etmek bir ibadet biçimi haline gelir çünkü ibadet, insan ruhunu Allah’a yakınlaştırması ve teslim etmesidir.
Varlıklar, fıtrî kemâllerine ulaşmak için tabii bir eğilime sahiptirler. Yani o hallerini sever ve arzularlar. Bu kemâl her canlıda varlık tarzına ve hâline bağlı olarak değişir. Ancak sevgi özelliği ve kemâl arzusu değişmeden kalır; çünkü “Hiçbir sebepli varlık, illeti olmadan var olamaz, zira bu onun kemâli ve tamlığıdır.” Bu kemâle ve tamlığa ulaşma arzusu, varlıkların özünde bulunan kozmolojik sevgiyi ifade eder. Tohum ağaç olmak, ağaç meyve vermek, meyve olgunlaşmak ister. Kalem yazı yazmak, yazı bir mânâ ifade etmek, mânâ hakikati ortaya çıkarmak ister. Bu arzu ve istek, her varlık mertebesinde bilkuvve olarak bulunur. Sadra’nın ifadesiyle “Aşk, her şeye nüfuz eder.”