Size o kadar nahif bir aşk hikayesi ile geldim ki..
Zaten asker kurgularına bayılan bir insan olarak, gerek yazarın dili, gerek karakterler olsun bu kitabın her ayrıntısı çok hoştu.
Uzun zamandır okuduğum hiç bir günümüz romanında, aşkın bu denli güzel, saf ve temiz anlatımına rastlamamıştım. Şiir âşığı bir insan olarak, yazarın karakterler arasındaki iletişimde şiire çokça yer vermesi de beni ayrı cezbetti.
Mihra, Türkiye'nin sınırlarında olan Karahanda samimi ve sıcak ailesi ile yaşayan bir kızdır. Karahanda olan yoğun savaş nedeni ile Türkiyeden Karahan'a görev için gönderilen üsteğmen Yusuf Âgah, Mihra'nın gülüşüne vurulur ve peşine düşer. Mihra bir zeytin ağaçının altında biraz kitap okuduktan sonra yağmur bastırınca kalkıp şarkı söyleyerek dans etmeye başlar. Arkasını dönmesi ile -hayâtının aşkı olacağından habersiz- onu izleyen Türk askeri ile karşılaşması bir olur.
Ben böyle zarif bir aşk görmedim. Yusuf Âgah sen nasıl bir karaktersin.. Kitap okuması, şiirler ezberlemesi, Mihra'ya olan düşünceli yaklaşımı, ona yaptığı jestler, fedakarlıklar, beyefendiliği.. Neler neler. Mihrâ desen kendinden ödün vermeyen ölçülü yaklaşımı ile yeri geldiğinde cümlelerinde kadınlara yönelik harika mesajları ile gönlümü fethetti. Kitapları bu kadar sevmesi ve âilesine ve vatanına bağlılığından da bahsetmeden geçemiycem. Aralarındaki iletişime, aşka gelince; bu ikilinin bakışma sahnelerinden bile şiir olur. Sevdiğinin sesini duyduğunda, sadece parmak ucuna dokunduğunda bile yüreğini dolduran o heyecanı hissetmek, içimde çicekler açmasını sağladı. Onları okumak içimi sımsıcak etti. O savaşın içinde kısıtlı iletişim imkanları ile yeri geldiğinde birbirlerinden haber alamadıkları günleri dâhi olsa asla pes etmediler. Telsiz sahneleri, şiir sahneleri, mesajlaşmalardaki zariflik,