Ramazan Gökce

Kaşgar'ın Kaşi yapılması örneğinde olduğu gibi, Doğu Türkistan'daki bütün kadim şehir, kasaba ve köy isimleri Çin tarafından değiştirilip Çinlileştiriliyor. İsimlerin Çince telaffuzundan söz etmiyorum, doğrudan doğruya yeni bir kimlik giydirme ameliyesi bu
Reklam
Kaşgar'da yıkım sürerken, Çin medyası da şehirdeki evlerin depreme dayanıksızlığına dair "bilimsel" raporlara yer veriyordu. Mesela onlardan birinde, Kaşgar'da insanların yaşadığı konutların en az yüzde 60'ının çamur ve kerpiç ten yapıldığı, bunların tamamının 1950'lerde son derece acemi biçimde inşa edildiği ve ilk depremde yıkılacağı ileri sürülüyordu. Oysa 2007 tarihli turizm odaklı resmi bir rapor, Kaşgar'daki binaların çoğunun 80 ila 150 yıllık olduğunu, hatta bazılarının yaşının 400'e kadar çıkabileceğini belirtiyordu.
Bir İslam şehrinin kalbini teşkil eden bir kadim mabedin, zaman içinde kolunun kanadının nasıl kırıldığını, hayatın dışına nasıl itildiğini ve esas hüvi yetinden nasıl koparıldığını görmek isteyenler, İydgåh'ın serencamına baksın
Caminin içinde, "olması beklenenden fazla kamera vardı. Sonradan okuduğum bir rapor, Çin'in özellikle dini mekânlar ve çevresine, sırf insanları strese sokmak ve baskı altına almak için fazladan kamera yerleştirdiğinin altını çiziyordu. Kameralar altında namaz ve dua... İnsanın kendini vermesi ve huşuunu muhafaza etmesi imkânsız elbette. Kameralar dört bir açıdan sizi izlerken, ağlayarak dua edebilir misiniz mesela? Farzımuhal ağlasanız, Çin gibi bir ülkede muhtemelen "şüpheli" durumuna düşer ve gözyaşlarınızın sebebini izah etmek zorunda kalırsınız. Ve o kameraları koyanlar da bunun gayet farkında
Dil, bir toplum için kimlik, kültür ve tarihin taşındığı en kritik köprüydü. Dil ve o dilin aleti konumundaki alfabe değiştiği zaman kimlik, kültür ve tarihe dair bağlamlar ortadan kalkıyor, köksüz ve derinliksiz, dünle yarın arasında kaybolup gitmiş bir toplum meydana geliyordu.
Reklam