Kitabı bir kelime ile anlatacak olsam ‘iç’ derdim.
İç; derin , öz , bir şeyin sınırları dahilinde olan, boşluk veya merkez bölümünü ifade eden manasına gelen iç…
Eğer bir kişisel gelişim kitabı önerecek olsaydım, bu kesinlikle “Farklı Düşün, İyi Yaşa” olurdu. Çünkü bu eser, kişisel gelişim kitaplarının alışılmış yüzeysel kalıplarından sıyrılmış; insana
Edep ile başlayan, bir devletin kuruluşuna tanıklık eden bu yolculukta; Hikayeleri yazarımız Arif olanlara anlatmış… Geçmişin ipini şimdiye bağlayarak köklerimizle olan irtibatı sağlamlaştırmış. İnandığı gibi yaşayan, inancını varoluş sebebi kılan; üzerinde güneş batmayan bir imparatorluğun ruhunu kelimelere nakşetmiş.
Sonrasında ise Eylül ile yeniden hüzne dokunmuş; Medîne-i Münevvere’de ruhunu ve kalbini bırakarak sessiz bir veda ile son bulmuş.
Üslubundaki zarafet, betimleyici dili, mekânın ve zamanın ruhunu mânâ ile yoğuran anlatımı; yer yer kahraman bakış açısıyla masalsı bir derinliğe bürünmüş. Tüm hikâyelerin ortak ve kıymetli ana teması için yazarımıza gönülden teşekkür ederim.
Yalnız, dilinden dinlemek istediğim bazı kısımlar eksik kalmış gibiydi. Meselâ, Abdülhamid Han Hazretleri’ne dair bir bölüm, gözümün ve gönlümün aradığı bir iz olarak kaldı. Temennim, devam kitabında bu ziyadeleri de okumak…
Yazarımız, az sözle çok mânâ ihsâ edenlerden… Zaten bu hengâmda, kim sayfalarca kelâmı mütâlaaya vakit bulur ki? O da almış kalemi, kısa fakat beliğ cümleler terkip etmiş; sözü kâfi gelmiş.
Tahayyül edin; Kahvenizin yanına ikram edilen bir lokmalık hikaye herbiri… Mideniz kahveyi ,zihniniz de hikâyeleri sindirirken ; tefekkürün zarif lezzeti dimağınızda kalır.
O dakikalar, hem ruhun hem idrakin ziyafeti olur.
Hikayelere eşlik eden çizimler de mevzu bahis olmayı hakediyor…
Keyifli okumalar dilerim….
İsmin dahi ilmindenmiş, hanîfi bir tür divit manasına gelirmiş ki sürekili yanında taşıdığın divitine binaen bu isim ile anmışlar Seni.
40 sene Yatsı abdesti ile sabah namazını kılmış ömrüne bir ömür daha sığdırmışsın.
Ramazan-ı Şerifte her gün iki Hatim yapıp ,
55 defa hacını eda etmişsin.
Son seferinde Kabe-i Muazzama’nın içerisinde namaz kılabilmek için mevcut malının yarısını hibe etmiş , 2 rekat namazı Kuran-ı Kerim hatmi ile kılmışsın da ‘Allahım sana hakkıyla ibadet edemedim ‘ diyerek tazarru etmişsin.
‘Ya İmam ! Hakkıyla bilip hizmetimizi samimiyetle ve güzel yaptın. Bizde seni ve kıyamete kadar mezhebin üzere olanları mafiret buyurduk’ müjdesiyle bizim gönlümüze de ötelerden bir su serpmişsin.
Medine-i münevvere vardığında edebinden huzuna çıkamadığın Habibbulah (sav) seni hususi davet etmiş, selamını getiren tacire her ÜMMETİM deyişinde bin altın verip , 100 kere tekrar etse 100 bin altın dahi verirmişsin.
Bu ömre rağmen; son 2 senesinde Caferi sadık hzlerine intisap edince
‘Ömrümürün son iki senesi olmasaydı , Numan helâk olurdu ‘ buyurmuşsun ki ;bizlere en önemli son dersini vermişsin!
Her ibadetimizde ilmîn ile hakkın var, nasıl eda ederiz… Seni elbet herkes bilir ama tanımak yüreğimin sürûr sebebi , Resulullah’ın(sav) kisvesine bürünmüş aşık…
Eseri hazırlayanlar; Allah sizlerden razı ve memnun olsun, İmam ı Azam hz’lerinin şefaati sizlerin üzerinize olsun…