Benim de bitli dolaştığım zamanlardı bu kitap elime geçtiğinde.
Babam evi terk etmiş, ardında sadece bir kutu bırakmıştı. Bir gün cesaret edip o kutuyu açtığımda ilkokul da okuyordum. Bu kitapla karşılaştım. Okumaya başladım. Minik ruhumla...
Belki de olmayan bir babanın sıcaklığını aradığım bu kitaptan çok şey öğrendim.
Çünkü ilk okuduğum bu kitap, beni okur ve yazar olma yolunda cesaretlendirmişti...
Ben bir kadınım.
Ayaklarım duygularıma sağlam bastığından beri böyleyim. Kimi ya da neyi özlediğimin önemi yok. Nefret ettiğiminde...
Uzun süredir güzel gülüşlerime övgüler alıyorum. Ve kimse sebebini sormadan iltifatlarda bulunuyor gamzelerime. Silüetime yakışan tebessümlerime...
Ve ben diyorum ki herşeyimi ağlayışlarıma borçluyum. Adamlara borçluyum...
Bazı adamlara...
Aslında kadın olmanın sıkıntısı gülüşlerde başlıyor. Güzel gülmeyi öğreten insanlar senden alıp gidiyor. Gülüşünü keşfeden insanlarsa nedenini sormuyor. Sadece gülüşlerini seviyor...
Kadın olmanın sıkıntısı gülüşlerle başlıyor.
Biz güldükçe, hazır tutulan sıfatlar yüzümüze esiyor...
Fırat Onur Altay
İnanılmaz bir kurgu...
Zülfü Livaneli bir kez daha rakipsiz olduğunu gösteriyor. Kitaba başlar başlamaz karakterlerin duyguları direk, okurun ruhuna işliyor... Arkadaş gibi...
Yakın gibi...