Abdurrahman Macid ÖZTÜRK

Modern insan geleneği reddederek yerine rasyonel aklı koyarken özgürlük peşindeydi, göklerin krallığından kurtularak yeryüzünde kendi krallığını kuracak, evvelce Tanrı’nın bulunduğu yere kendi yerleşecek, yasayı kendi yapacak, âlemi kendi biçimlendirecek ve kendine faydalı olanı hiyerarşide üst konuma yerleştirecek, kendine yaramayanı atacaktı.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Modern insan ilerlemecidir. İlerlemeci tarih anlayışına sıkı sıkıya bağlı, kendini tarih tasarlayan ve tarih yapan olarak gören, geleceğin daima şimdiden daha iyi olacağını uman bir optimisttir. Geçmiş insanlara ilkel gözüyle baktığından onlardan öğreneceği bir şey olduğu kanaatini taşımaz.
İslam coğrafyasında sadece din bilimi insanları etki etmekle kalmaz, tersi yönde bilim de dinin yaşamasında çok merkezi bir rol oynar. Bunun en bariz örneği ise namazın önemli bir unsuru olan kıblenin tespit problemidir. Namaz ibadeti dünyanın herhangi bir yerinden Kâbe yönünü tespit etmeyi gerektirir. Harita ve pusulanın olmadığı bir dönemde bunu yapmak kolay değildir. Böyle bir şeyi yapmanız için dünyanın yarıçapını (tabii yuvarlak olduğunu da bilmeniz gerekir), küresel trigonometri ve ciddi bir seviye astronomi bilmeniz gerekmektedir. Bu sorunu çözmek için Müslümanlar astronomi öğrenir, 830’larda Halife Memun sponsorluğunda dünyanın yarıçapını büyük bir hassasiyetle tespit ederler. Yunan medeniyetinden usturlap isimli o dönemin GPS cihazını alıp geliştirir, matematik yetersiz kalınca küresel trigonometriyi geliştirirler. Nitekim sinüs, kosinüs gibi trigonometrik kavramlar Arapça kökenlidir. Bu çalışmaları yapmadan, yani bilimle uğraşmadan kıbleyi doğru bir şekilde Endülüs, Kuzey Afrika ya da Hindistan’dan kabaca bile bulmak çok kolay değildi. Allah adeta Müslümanları bilime uğraşmaya mahkûm etmişti.
Din
Dinden uzaklaşmayı özgürlük, bireysellik, gönlünce yaşamak gibi cazip sözlerle paketleyeler, aslında tek tarzda yaşayan bir dünya vatandaşı ve ideal tüketici üretmek istiyor.
Allah’ı bulan herkesin O’nu, nasılsa öylece tanıdığını söyleyebilir miyiz peki? Kur’an bize Allah inancına ulaşanların çoğunun bu inancı şirkten koruyamadığını haber verir (Yusuf 12/106). Çünkü Allah’a inanan insanların büyük çoğunluğunun zihninde, bilinçli veya bilinçsiz kendi ürettiği bir Allah tasavvuru vardır. Bu tasavvur da ağırlıklı olarak bilgiye değil duygulara, onlar da bu duyguların tohumlarının atılıp kök saldığı çocukluk yıllarına dayanır. Psikologların söylediğine göre çocukluk çağlarımızda otoriteyle kurduğumuz ilişkiyi yetişkinlik çağlarında Allah inancına yansıtırız. Bu da büyük ölçüde yanıltıcı olur. Gençliğin yaşadığı inanç krizinin sebeplerinden biri de budur.