İnsanlık tarihinin çoğunda gelişme diye bir şey yoktu. Değişim öylesine yavaştı ki herkes hemen hemen aynı ekonomik koşullarda doğup ölüyordu.
İki bin öncesinde yaşamış sıradan bir birey hayatı boyunca bugün bizim altı ayda yaşadığımız kadar ekonomik büyüme görüyordu. İnsanlar hayatlarını tüketiyorlardı ve hiçbir şey değişmiyordu - ne yeni gelişmeler ne buluşlar ya da teknolojiler. Aynı arazi parçasının üzerinde, aynı insanların arasında, aynı araçları kullanarak doğup ölüyorlar ve hiçbir şey daha iyiye gitmiyordu. Aslında salgın hastalıklar, açlık, savaşlar ve büyük ordulu, boş kafalı iktidar sahipleri her şeyi daha da berbat ediyorlardı. Bu yavaş, ıstırap dolu ve sefil bir varoluştu.
Ve yaşarken daha iyi bir hayata kavuşma olanağı olmayınca insanlar bir sonraki yaşamda daha iyisini vaat eden spiritüel sözlerde umut arıyorlardı.