Annemin cenazesini gözümde defalarca canlandırdığımdan çok daha az acı hissedeceğimi içten içe hep seziyordum.
Annemi, kendim olmakla cezalandırmamak için elimden geleni yaptım ben. Hayatımı ondan bir sigara paketiymiş gibi sakladım gizli gizli kendim içerken.
Bu yalana benim ihtiyacım yoktu ama annemin vardı.
Sürekli planlar yapıyorsun, yetişmeye çalışıyorsun. Mutluluğun, prodüksiyon gerektiriyor senin.
Hep böyle olur. Ayrıldıktan sonra evde yangın söner ve ev sahibi gelip yangında zarar almayan hala kullanabileceği ne var diye ortalığı karıştırır. Buradaki ev benim ve söndüğümü sanan varsa büyük yanılıyor.
Arızalardan kurtulmanın yolunun onları tamir edecek kadar arızayla yüz göz olmamdan geçtiğini bildiğim için tüm bunlara izin veriyorum.
Öyle mutsuzum ki bir yürüyeyim iyi gelir, dediğinden eminim. Çünkü ben de onlardan biriyim. Beni de bu sahile getiren mutluluk değil. Çünkü mutlu olduğum zaman mutlu olduğum yerde kalıyorum. Sahile inmiyorum, meydana çıkmıyorum, terapiye gitmiyorum, arkadaşımın üçlü koltuğunda uzanmıyorum, yorganın altına girmiyorum, bar taburesine ya da İstanbul’un en yaşlı ağacına tırmanmıyorum. Öyle çiviyle çakılmış gibi duruyorum. Mutluluk altımdan kayıp gidene kadar…