Sevgili yazar,
Bir kentin nabzını bu kadar güzel tutabildiğin bu kitap için; “şapka çıkartılır.” (Grand’ın bu tutkusu muhakkak senin de tutkundur.)
Kitabı okurken gerçekten, böyle bir salgının hapsettiği kentlilerle aynı anda sürgün ve tutsak hayatı yaşayıp yaşamadığını düşündüm. Ve ilginç bir şekilde insanın içini çürütecek bu felaket zamanları içinde ben, bir yandan vebalıların acılarını, henüz vebaya tutulmamışların korkularını iliklerime kadar hissederken; bir yandan kendimi, hayatımı, hislerimi sorguladım ve bana yaşam enerjisi verdi kitabın.
Ayrıca teşekkür etmek istiyorum sana. Kitabı okurken bu anlatıcının kim olduğunu düşündüm durdum ve tahminlerden öte gidemedim. Kim olduğunu söyleyerek beni mutlu ettiniz. :))
(Sanırım okurlar için de bir iki kelam etmezsem incelemem eksik kalır.
Kitap bir anlatıcının güncesinden ibaret. Vebaya yakalanmış bir kentin -evet, veba kişileri değil kenti yakalıyor- olabildiğince tarafsız ve belgelere dayanarak -anlatıcı öyle diyor- verdiği tepkileri, yaşadığı değişimleri anlatıyor, ve size de yaşatıyor. Zaten nobel edebiyat ödülü almış kitap, birileri edebi değerini takdir etmiş zamanında :).
Çevirmen hataları mevcut ama başlarda yoğun gibi gelse de sonraları çok etkilemiyor okuma zevkinizi.
Bir solukta bitecek türden bir kitap değil zira acılar sizi de yoruyor ve ‘içim şişti!’ diyip aralar vererek okumak durumunda kalıyorsunuz.
Yine de tavsiye eder miyim? Pek tabii. Okunması gereken bir kitap. Bende biraz ters etki yapıp yaşam enerjisi verdi ama siz değerli okurlarda nasıl bir etki oluşturacağından emin değilim.
Keyifli okumalar dilerim)
Ve Grand gibi kendisi de sevgisiz bir dünyanın ölü bir dünya olduğunu ve bir an gelip insanın hapishanelerden, çalışmalardan ve cesaretten uzanıp bir varlığın yüzünü ve şefkatle aydınlanmış bir yürek dilediğini biliyordu.
Bana öyle geliyor ki, tarih beni haklı çıkardı; bugün kim daha fazla öldürürse o en büyük. Herkes öldürme çılgınlığına kapılmış ve ellerinden başka türlüsü gelmiyor.