İnsanın ideolojilerden, siyaset ve siyasal sistemlerden ziyade vicdana, vicdanın sesine ihtiyacı var ;tank, top, asker ordu ve savaşlardan ziyade hoşgörüye, önyargısız hoşgörünün nefesine ihtiyacı var.
Toplumların vicdana, vicdanın sesine ihtiyacı vardır. Vicdanın tümden öldürüldüğü bir toplum, artık hiçbir olumlu, yararlı sonucu olmayan bir zor ve şiddet tasallutunun hükmü altına girmiş demektir.
Vicdanını yitirmiş bir toplum, geleceğini ve gelecekteki tüm güzellikleri kendi eliyle katletmiş, hastalıklı bir toplumdur.
Çoğu zaman bizi yalnızlığa itse de, acı çekmemize ve felaketlere uğramamıza yol açsa da yapmamız gereken şudur ; ötekini görmek, bilmek, tanımak, onun haklarını savunmak. Yani tüm dinlerin, dillerin, kültürlerin, kimliklerin serbestliğini istemek ve sağlamak.
Tek dil, tek din, tek kültür, tek toplum, tek lider, tek düşünce, tek siyaset...
Hep varsa yoksa tek olmak istendi. Her ne pahasına olursa olsun tek olmak, tekleşmek, çok uzun zamanlardan beri, bu toprakların trajik kaderi oldu. Tek olmak, tekleşmek boynumuza asılmış bir boyunduruk gibi bizi sürüklüyor,bizi boğuyor, dilimizde, kişiliğimizde, ruhumuzda derin yaralar açıyor.