Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. Ilgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim.
Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...
İnsan bazen elini ayağını her şeyden çekmek, bir köşeye geçip olan biteni uzaktan seyretmek ister. Kimseye ses vermemek, kimseden ses almamak, kendi sessizliğinde kendisiyle yüzleşmek ister.
Bu bazen anlaşılır bir istek gibi görünsede, çoğu zaman hoş karşılanmaz. Oysa yalnız kalmayı istemek, kimsesizliği istemek değildir. Sadece bir süre yalnızlığın keyfini sürmek istemektir amaç.
Bir kitaba sarılmak, bir müzik açıp geçmişe yolculuk etmek, özlemek, anmak, yad etmek, keşkelerini özgür bırakmak ve hafiflemeyi istemektir.
Böyle birileri varsa hayatınızda, yanii kendi isteğiyle yalnız kalmayı tercih etmiş, özgür bırakın onu.
Belli ki bir yerlerde, bir ağacın dalına takılmış bir uçurtması ya da uçurtmaları var.
Rahat bırakın ki yeniden tamir edebilsin zihnine takılanları, kii size daha sağlıklı, daha mutlu bir eş, dost, kardeş ya da aranızdaki bağ ne ise o şekilde özgür bir ruh, sağlam bir kafa ve gülen gözlerle yeniden dönebilsin.
Zira insan geçmişiyle ve kendisiyle barışık olduğu vakit, etrafını fark edebilir ve çiçekler dağıtabilir ancak.