Müthiş bir filmi bitirdim bilgisayarın karşısına öyle geçtim. Evet, harika bir filmdi izlediğim, oynadığım ve hatta yönettiğimi Monte Kristo Kontu.. Nasıl bir kurgu, nasıl bir hafıza anlamış değilim. Bir kitap değil, sanki doğaüstü bir canlının zihninden çıkmış görüntülerdi.
Evet, doğaüstü bir canlı diyorum. Bu kadar uzun bir kitap ve birbirine karıştırılmayan karakterler, hikayeleri unutulmayan, zıtlıkların olmadığı ve birbirini çürüten olayların yaşanmadığı bu kadar uzun bir kitap. Hem okurken hem de bitirdikten sonra aklımda şu vardı: Bu kitap yazılırken devamı getirilmiş olamayacağı gibi, daha önceden kurgulanıp yazılamaz da. O halde nasıl ortaya çıktı? Evet, bu iki durum da benim sınırlarımı aşıyor. Sadece yazılırken devamının düşünülebileceği imkansız geliyor bana. Aynı şekilde kaleme alınmadan önce de bütün olayların düşünülmüş olması zor geliyor. İşte sınırlarım başlıyor burada. Bu muhteşem eser nasıl ortaya çıkabilmiş? Gerçekten yazarın üzerinde çalıştığı karalama kağıtlarını o kadar çok görmeyi isterdim ki. Dört gün gibi kısa bir sürede bitirdim bu kitabı. Son iki gün toplam 1100 sayfa okumuş olmam kendi sınırlarımı ne kadar zorlayabileceğimi gösterdi bana. Öyle ki yatağıma uzanıp gözlerimi kapattığımda son okuduğum satırların devamını yazıyor gibiydim. Öyle bir kitap benim için.
Edmond Dantes adlı denizci bir gencin başına gelen olayı, bu olayın dokunduğu hayatları ve sonuçlarını okuyoruz kitapta. Örümcek ağı gibi birbirine bağlı bu olaylar daha ilk sayfalarda sizi içerisine çekiyor. Dram, trajikomedi, ihanet, entrika, soysuzluk, açgözlülük, dostluk, minnet ve daha ne ararsanız bulabilirsiniz bu kitapta. Türü konusunda asla bir yorum yapmak istemiyorum. Zira siz okurken hangi tür olduğuna karar verebilirsiniz. Benim için tüm türleri içinde barındırıyordu