Mahfi Saye

Mahfi Saye
@Mahfi_Saye
Reklam
Nokta Benek Oldu, Benek Damla Oldu, Damla Şekil Oldu, Şekil Çocuk Oldu
Puan vermedi·208 syf.·
2021 30. kitabı
Offff ooffff. Nasıl ve nerden başlayacağımı bilmiyorum. Kitabı yeni bitirdim ve açıkçası bir şeyler karalamak için beklemek istemedim. İçimdeki bu sızının geçmesinden korktum. Geçer mi bilmiyorum ama.. Hikayemiz Bruno adında bir çocuğun eve gelmesi ile birlikte eşyalarının toplandığını görmesi ve taşınacağı haberini alması ile başlıyor. Kitap konusu hakkında hiç fikrim yokken benim için olağan bir başlangıçtı. Taşındığı yerde camdan baktığında gördüğü insanları anlattığı kısımlar ise konunun fantastik bir takım olaylar içerdiğini düşündürttü. Ama sonra. Ahhh sonra. Yahudi soykırımını çok farklı bir açıdan, bir çocuğun saf ve temiz kalbinden anlatıyor. Öyle ajitasyon yapmadan, olayların detaylarına girmeden okurun damarına basıyor. Bunu becerebiliyor. Konu hakkında neler yazabilirim bilmiyorum. Canım acıyor çünkü. Kitabın üzücü sonuna mı, acı verici konusuna mı yoksa bir çocuğun en kötü olayları bile algılayış biçimine mi üzüleyim bilemedim. Bir ara Uçurtma Avcısı kitabı geldi aklıma. Emir’in Hasan’ı saat çalma olayında görmezden gelmesi gibi Bruno’nun en yakın dostunu görmezden gelmesi.. Ama çocuk kalbi biz büyükler gibi değil. Unutuyor. Daha çok mutlu olmaya yatkınlar. Dünya’yı algılayış biçimleri çok farklı. Ayrımdan haberleri yok. Olay çocuk olunca insanın damarından akan kan bile bir deli akmaya başlıyor. 1970 yılında basılmış bir kitap, 1940 yıllarını anlatıyor ve sonunda ‘’elbette tüm bunlar çok uzun zaman önce oldu ve böyle bir şey bir daha asla olamaz, BU ZAMANDA VE BU ÇAĞDA TABİİ Kİ!’’ yazıyor. Ne acı verici değil mi? Değişen hiçbir şey yok. Çocuklar hala ölüyor, insanlar katlediliyor, kendilerini dilinden, dininden, renginden dolayı üstün gören bir grup, kendi gibi olmayan başka bir gruba zulüm ediyor. Çocuklar hala ölüyor. Ölüyor. Ölüyor. Kitabın beni
Çizgili Pijamalı ÇocukJohn Boyne · Tudem Yayınları · 202150,7bin okunma
Puan vermedi·140 syf.·
2021 29. kitabı
Ağır ağır okuyacağımı söylemiştim. Öyle de yaptım. Güzel alıntılara denk geldim elbette ama bakalım daha fazlası var mı? Öncelikle kitap ağır ilerleyen bir kitap. Özellikle ilk bölüm gerçekten zordu. Okuduğum kitaplarda karakterler ile empati yapmak olmazsa olmazımdır. Burada karakterimiz yazar olunca ağırlığını hissetmedim desem yeridir. Üslup daha anlaşılabilir ve akıcı olsaydı belki anlaşılması da kolay olabilirdi. Benim için zor kitaplar arasında yer alıyor açıkçası. Okuduğum için pişman olmasam da iyi ki okudum da diyemiyorum. Yazarımız gizli saklı kalmış tüm düşüncelerini ve hislerini olanca açıklığı ile ifade etmeye çalışıyor. İçinde bulunduğu bu durumu yeraltı diye adlandırıp ifadesini de notlar olarak açıklıyor. En çok hoşuma giden kendini tanımış ve ne yaptığını bilen bir insanın bunu tüm şeffaflığı ile dile getirebilmiş olması. Bazı duygular tanıdık gelse de genel itibari ile kendi iç dünyama döndüğümde çok fazla paralellik bulamadım. Bulmalı mıydım bilmiyorum tabi ama aramadım değil. İçinde bulunduğu en kötü durumu bile süslemeden, kandırmadan açık açık anlatıyor. Acaba dünyada ki her insan kendini bu kadar tanısa ve kendi iç dünyası ile yüzleşip orada gördüğü kendisi ile ‘’canlı hayatta’’ var olmaya çalışsa, insan ilişkilerimiz nasıl olurdu? Gerçek ben gösterdiğim ben mi yoksa gördüğüm ben mi? Bu ayrımı yapmak kolay ancak bunu kabullenmek oldukça zor. Karakterimiz bunu kabullenmiş. Hoşuna gitmese bile bunu kabullenmek zorunda olduğunu fark etmiş. Bu hoşuma gitti. Aslında ne kadar korkak ve aciz bir karakter yaratıldıysa da bana göre bu itiraflar nedeni ile oldukça cesurdu. Velhasıl okuduk ve bitti. Öyle süslü cümleler kurduracak bir kitap değil benim için. Başkaları için başucu kitabı olabilir tabi. Bu dünya klasiklerine girecek kitaplara ne zaman karar
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,6bin okunma
Harika bir serüven
Puan vermedi·447 syf.·
2021 28. kitabı
Müthiş bir filmi bitirdim bilgisayarın karşısına öyle geçtim. Evet, harika bir filmdi izlediğim, oynadığım ve hatta yönettiğimi Monte Kristo Kontu.. Nasıl bir kurgu, nasıl bir hafıza anlamış değilim. Bir kitap değil, sanki doğaüstü bir canlının zihninden çıkmış görüntülerdi. Evet, doğaüstü bir canlı diyorum. Bu kadar uzun bir kitap ve birbirine karıştırılmayan karakterler, hikayeleri unutulmayan, zıtlıkların olmadığı ve birbirini çürüten olayların yaşanmadığı bu kadar uzun bir kitap. Hem okurken hem de bitirdikten sonra aklımda şu vardı: Bu kitap yazılırken devamı getirilmiş olamayacağı gibi, daha önceden kurgulanıp yazılamaz da. O halde nasıl ortaya çıktı? Evet, bu iki durum da benim sınırlarımı aşıyor. Sadece yazılırken devamının düşünülebileceği imkansız geliyor bana. Aynı şekilde kaleme alınmadan önce de bütün olayların düşünülmüş olması zor geliyor. İşte sınırlarım başlıyor burada. Bu muhteşem eser nasıl ortaya çıkabilmiş? Gerçekten yazarın üzerinde çalıştığı karalama kağıtlarını o kadar çok görmeyi isterdim ki. Dört gün gibi kısa bir sürede bitirdim bu kitabı. Son iki gün toplam 1100 sayfa okumuş olmam kendi sınırlarımı ne kadar zorlayabileceğimi gösterdi bana. Öyle ki yatağıma uzanıp gözlerimi kapattığımda son okuduğum satırların devamını yazıyor gibiydim. Öyle bir kitap benim için. Edmond Dantes adlı denizci bir gencin başına gelen olayı, bu olayın dokunduğu hayatları ve sonuçlarını okuyoruz kitapta. Örümcek ağı gibi birbirine bağlı bu olaylar daha ilk sayfalarda sizi içerisine çekiyor. Dram, trajikomedi, ihanet, entrika, soysuzluk, açgözlülük, dostluk, minnet ve daha ne ararsanız bulabilirsiniz bu kitapta. Türü konusunda asla bir yorum yapmak istemiyorum. Zira siz okurken hangi tür olduğuna karar verebilirsiniz. Benim için tüm türleri içinde barındırıyordu
Monte Kristo KontuAlexandre Dumas · Ak Kitabevi · 193237,2bin okunma