Mahfi Saye

Mahfi Saye
@Mahfi_Saye
HAVZ-I HAYAL
Puan vermedi·238 syf.·
2021 33. kitabı
Ve yine ben. Kitabı yeni bitirdim. Açıkçası ne hissettiğimi tarif edemiyorum şu anda. Neler yazacağım konusunda da bir hayli kararsızım. Fantastik kitapları çok severim normalde ama bu kitaba net fantastik türünde bir kitap diyemiyorum. Masal desem eksik kalıyor. Öyle iki arada bir derede bilgisayarın başına geçtim işte. Uzun İhsan Efendi’nin kurduğu düşler ile başlıyor kitabımız. Oğlu ve daha niceleri dahil oluyor konuya. Aslında İhsan Efendi değil de yazarımız İhsan Oktay Anar’ın düşleri diyebiliriz. Kitabın sonunda da İzmir’de oturan şaşkın adam göndermesiyle daha net bir hal alıyor. Güzel göndermeydi. Her ne yaşanıyor ise İhsan Efendi’nin düşleri ile yaşanıyor. Kendine bir sahne yaratmış ve dilediği tiyatroyu oynatıyor. Arkeolojide var, tarihte. Coğrafyaya da değinmiş fiziğe de. Her ne kadar geçmişe yolculuk kısımlarında biraz bocalamış olsam bile genel olarak okumaktan sıkılmadığımı söylemeliyim. Olay örgüsü çok iyi işlenmiş ve birbirleri ile bağlantılı her karakteri okuduğunuzda ister istemez ‘’Aaa, o bu muymuş’’ diyorsunuz. Ahmet Ümit’in birbirleri ile bağlantılı olaylar ve karakterler ağını hissettim. Ama şunu belirtmeliyim ki karakterlerin bağlantıları haricinde sizleri şaşırtan bir durum çok fazla yok. Olay bakımından şaşırmıyorsunuz, hemen hemen birçok şeyi tahmin edebiliyorsunuz. On sayfa sonra gerçekleşen bir olayın sinyallerini açık bir şekilde alıyorsunuz. Bu biraz heyecanı kaçırıyor maalesef. Sizin için geçerli mi bilmiyorum ama isimler yine karışıyor bende. Açıkçası bunun benimle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. Okuduğum son üç kitapta da isimler ile ilgili sıkıntı yaşadım. Belki tam odaklanamadığımdan olsa gerek, nedenini bilmiyorum. Ayrıca İstanbul’un sokaklarını konu alan kitapları ayrı seviyorum. Bahsedilen her yeri biliyor olmaktan kaynaklı
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Heyhat
Puan vermedi·184 syf.·
2021 32. kitabı
Ah benim küçük dostum Zeze.. Ne uzun zaman olmuş senin yaşadıklarını, hayal kırıklıklarını ve şu adi hayattan beklediklerini tekrar okumayalı. Ve ben bu hisleri nasıl es geçmişim yıllar önce hayatına ortak olduğumda. Sanırım büyümek böyle oluyor. Yıllar önce ayrıldığım bir dostumla tekrar buluşmuş ama onu geçen bu uzun yıllarda yalnız bırakmış gibi hissettim. Bazı çocuklar vardır hani büyümüş ve küçülmüş dediğimiz. Zeze öyle bir çocuk. Bir çocuğun henüz kirlenmemiş yüreğini, saf duygularını ve adalet anlayışını o kadar güzel yansıtıyor ki tekrar çocuk olmak istiyorsunuz. Bu herkes için böyle olmayabilir ama arkadaşlıklar, dostluklar genelde akranlar ile kurulur. Ben insanın kalbinin bir toprak olduğunu düşünüyorum hep. Çocukken hepimizin kalbi henüz ekilmemiş bir topraktı ve birileri tarafından tohumlar atıldı. Tohumlar büyüdü ve ne ekildiyse şimdi biçilmeyi bekleyen birer karaktere dönüştü. İşte beraber tohumlandığımız o akranlar ile büyüdük. Her birimiz farklı ürün olduk. O yüzden ilk toprak halimizi unuttuk. Zeze’nin henüz yeni yeni ekilmiş o kalbi de hem ne ekileceğini bildiğimizden, hem de ekilmeden önceki halini gördüğümüzden yaraladı bizi. Zeze benim için böyle bir çocuk işte. Tohumların atıldığına şahit olduğum bir çocuk. Küçük Zeze, akıl küpüm benim. İşin içine çocuklar girdiğinde çok daha duygusal bir hal alıyorum. Çok sevmemden kaynaklı tabi. Zeze dünyayı anlamaya çalışan, tüm beklentilerini hayal gücü ile birleştiren zehir gibi bir çocuk. Bilmediği kelimelerin anlamlarını öğrenme arzusu en çok tebessüm ettiğim durumdu. Aslına bakarsanız yaptığı yaramazlıklar her çocuğun yaptığı yaramazlıklardı. Öyle bizim Yeşilçamın Sezercik modelinden çok uzaktı anlayacağınız. Belki çocuk kitabı olduğu için örnek teşkil etmesin diye abartılmamış olabilir. Ben yaptığı
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,3bin okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2021 31. kitabı
Evet. Bir kitabın daha sonuna geldik. Aslında okunmayı bekleyen kitaplarım vardı ama canım onları hiç okumak istemiyordu. Ben de birkaç tane kendimi ısıtmak adına sayfa sayısı az olan kitaplardan almıştım. İşe de yaradı sanırım. Sıkılmadan, yorulmadan gidiyor. Bu da onlardan birisi işte. Pek bir fikrim yoktu kitap ile alakalı ama okumaya başlayınca her yerden çok sıkıcı diye yorumlar gelmeye başladı. Önyargı ile başladığım kitabı bakalım nasıl bitirmişiz. Genel olarak kitapların giriş gelişme ve sonuçlarına aşinayız. Önce nasıl sorusunu sonra da sonucu anlatıyor. Marquez bu kitabında önce sonucu sonra da nasılı anlatmayı seçmiş. Bu bana güzel geldi açıkçası. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Diğer kitapları da böyle mi bilmiyorum tabi. Konusu itibari ile sürekli merak içinde kaldım. Öyle meraklanmama neden olacak devasa olaylar yoktu. Sadece beklenti içine giriyorsunuz ama bir türlü beklentileriniz karşılanmıyor. Hep daha sükseli olaylar olacak sanıyorsunuz. Ama maalesef yetmiyor. Beklentiye girmek ve bir şeyler olacağı heyecanı, kitabın en başında konuyu oluşturan olayın nedenlerini öğrenme isteği kitabı okutuyor. Şimdi fark ettim de resmen aldatılmışız yahu. Yazar merakımıza oynamış. :( Spoiler vermekten korktuğum için normalde içerik ile ilgili çok fazla şey yazmak istemiyorum. Azıcık yazacağım ama. Karakterimizin ölüm haberi ile başlıyor kitap. Ve öldürüleceğini tüm kasaba biliyor. Ama kimse müdahale etmiyor. Western filmlerinde düelloları izleyen halk geldi gözümün önüne. Neyse, kimsecikler müdahale etmiyor ama herkes merakla da bekliyor ölümün gerçekleşmesini. Sadece birkaç kişi çaba sarf ediyor ve o çaba da nafile çıkıyor. Aslında günümüze uyarlanabilecek konular da mevcut. Sözde namus adına bir canın yaşamasına son veriliyor. Bu bilerek yapılıyor üstelik.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
Nokta Benek Oldu, Benek Damla Oldu, Damla Şekil Oldu, Şekil Çocuk Oldu
Puan vermedi·208 syf.·
2021 30. kitabı
Offff ooffff. Nasıl ve nerden başlayacağımı bilmiyorum. Kitabı yeni bitirdim ve açıkçası bir şeyler karalamak için beklemek istemedim. İçimdeki bu sızının geçmesinden korktum. Geçer mi bilmiyorum ama.. Hikayemiz Bruno adında bir çocuğun eve gelmesi ile birlikte eşyalarının toplandığını görmesi ve taşınacağı haberini alması ile başlıyor. Kitap konusu hakkında hiç fikrim yokken benim için olağan bir başlangıçtı. Taşındığı yerde camdan baktığında gördüğü insanları anlattığı kısımlar ise konunun fantastik bir takım olaylar içerdiğini düşündürttü. Ama sonra. Ahhh sonra. Yahudi soykırımını çok farklı bir açıdan, bir çocuğun saf ve temiz kalbinden anlatıyor. Öyle ajitasyon yapmadan, olayların detaylarına girmeden okurun damarına basıyor. Bunu becerebiliyor. Konu hakkında neler yazabilirim bilmiyorum. Canım acıyor çünkü. Kitabın üzücü sonuna mı, acı verici konusuna mı yoksa bir çocuğun en kötü olayları bile algılayış biçimine mi üzüleyim bilemedim. Bir ara Uçurtma Avcısı kitabı geldi aklıma. Emir’in Hasan’ı saat çalma olayında görmezden gelmesi gibi Bruno’nun en yakın dostunu görmezden gelmesi.. Ama çocuk kalbi biz büyükler gibi değil. Unutuyor. Daha çok mutlu olmaya yatkınlar. Dünya’yı algılayış biçimleri çok farklı. Ayrımdan haberleri yok. Olay çocuk olunca insanın damarından akan kan bile bir deli akmaya başlıyor. 1970 yılında basılmış bir kitap, 1940 yıllarını anlatıyor ve sonunda ‘’elbette tüm bunlar çok uzun zaman önce oldu ve böyle bir şey bir daha asla olamaz, BU ZAMANDA VE BU ÇAĞDA TABİİ Kİ!’’ yazıyor. Ne acı verici değil mi? Değişen hiçbir şey yok. Çocuklar hala ölüyor, insanlar katlediliyor, kendilerini dilinden, dininden, renginden dolayı üstün gören bir grup, kendi gibi olmayan başka bir gruba zulüm ediyor. Çocuklar hala ölüyor. Ölüyor. Ölüyor. Kitabın beni
Çizgili Pijamalı ÇocukJohn Boyne · Tudem Yayınları · 202150,6bin okunma
Puan vermedi·140 syf.·
2021 29. kitabı
Ağır ağır okuyacağımı söylemiştim. Öyle de yaptım. Güzel alıntılara denk geldim elbette ama bakalım daha fazlası var mı? Öncelikle kitap ağır ilerleyen bir kitap. Özellikle ilk bölüm gerçekten zordu. Okuduğum kitaplarda karakterler ile empati yapmak olmazsa olmazımdır. Burada karakterimiz yazar olunca ağırlığını hissetmedim desem yeridir. Üslup daha anlaşılabilir ve akıcı olsaydı belki anlaşılması da kolay olabilirdi. Benim için zor kitaplar arasında yer alıyor açıkçası. Okuduğum için pişman olmasam da iyi ki okudum da diyemiyorum. Yazarımız gizli saklı kalmış tüm düşüncelerini ve hislerini olanca açıklığı ile ifade etmeye çalışıyor. İçinde bulunduğu bu durumu yeraltı diye adlandırıp ifadesini de notlar olarak açıklıyor. En çok hoşuma giden kendini tanımış ve ne yaptığını bilen bir insanın bunu tüm şeffaflığı ile dile getirebilmiş olması. Bazı duygular tanıdık gelse de genel itibari ile kendi iç dünyama döndüğümde çok fazla paralellik bulamadım. Bulmalı mıydım bilmiyorum tabi ama aramadım değil. İçinde bulunduğu en kötü durumu bile süslemeden, kandırmadan açık açık anlatıyor. Acaba dünyada ki her insan kendini bu kadar tanısa ve kendi iç dünyası ile yüzleşip orada gördüğü kendisi ile ‘’canlı hayatta’’ var olmaya çalışsa, insan ilişkilerimiz nasıl olurdu? Gerçek ben gösterdiğim ben mi yoksa gördüğüm ben mi? Bu ayrımı yapmak kolay ancak bunu kabullenmek oldukça zor. Karakterimiz bunu kabullenmiş. Hoşuna gitmese bile bunu kabullenmek zorunda olduğunu fark etmiş. Bu hoşuma gitti. Aslında ne kadar korkak ve aciz bir karakter yaratıldıysa da bana göre bu itiraflar nedeni ile oldukça cesurdu. Velhasıl okuduk ve bitti. Öyle süslü cümleler kurduracak bir kitap değil benim için. Başkaları için başucu kitabı olabilir tabi. Bu dünya klasiklerine girecek kitaplara ne zaman karar
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,5bin okunma