Musibetler ve hastalıklar insana bazen 'paydos!' emri verirler. Kişiyi durduran, onu ara vermeye çağıran, onu kendisi ne, ruh ve kalbine döndüren şey hastalık ve musibetlerin bu 'paydos!' emridir.
Hücum eden arılarla uğraşıldıkça daha fazla saldırmaları ve onları dikkate almadıkça dağılıp gitmeleri gibi, kimi zaman insan, içinde bulunduğu psikolojik durumla savaşını sonlandırdığında, mesele küçülüp dağılmaya başlar. Bazen zafer, mücadeleyi terk etmekte yatar.
Payına düşen acıyı ertelememeli insan. Rabbinin ona verdiği 'kendiyle yüzleşme fırsatlarını' yok etmeye çalışmamalıdır. Kader rotasında bir problem gördüğünde onu iliklerine kadar yaşama li, ondan kaçmamalıdır. Bugünkü sorunlar, dün yüzleşemedikle rinin, önüne yeniden çıkarılmasından dolayı olduğu gibi yarının dertleri de bugün yüzleşmediği gerçeklerin ona geri dönüşünden ibaret olacaktır. Bu bedeller, insanın onlardan kaçmasını değil, onları misafir edip anlamasını ve dinlemesini beklemektedir ler. Onlarla yüzleşmek, insanın kendisiyle yüzleşmesi demektir. Onları anlamak, insanın kendisini anlaması demektir. Psikoloji biliminin dünya çapında kabul gören otorite isimlerinden Carl Gustav Jung'un tespiti de bu yönde: "Akıl hastalıklarının birçoğunun temelinde meşru acıları yaşamayı reddetmek yatar."
Bedir savaşında destek için üç bin melek gelmişti. Ayet-i kerimede bu desteğin anlamı şöyle açıklanıyor: "Allah bunu size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın ve rahatlasın diye yaptı" (Âl-i İmrân, 126). Yani üç bin melekle yardım gelmesinin sebebi, kalplerdeki ümitsizliği ortadan kaldırmak ve müminlere moral vermekti.
Ortam alabildiğine olumsuz, her şey aleyhte olduğu bir anda, insanı rahatlatacak olan şey musibetin sona ermesinden ziyade, kalbe sekine inmesidir. Sekine inmeye başladığında. musibet ne kadar büyük olursa olsun, Rabbin huzurunda olma duygusu, bir dalgakıran gibi bütün acı ve zorlukları etkisiz hale getirecektir.
"Güçlü olman seni mutlu etmeyebilir Ama mutlu olman seni güçlendirecektir."
-T.S. Eliot
Manevi istidat ve yetenekler baskı altında değil, emniyet duygusu içerisinde ve serbest olarak gelişebilirler. Baskılarsa yetenekleri köreltmektedir. Kadere iman etmemek en büyük zorluk ve en büyük baskıdır. Çünkü kâinattaki her varlık ve her hadise, kadere inanmayan biri için, başıboş ve kontrolsüz halleriyle yaşamı dayanılmaz kılabilecek serseri mayınlardır. Kainattaki her varlıkla ilişkilenmiş olan insan, her türlü tehlikeyle karşı karşıyadır. Kadere iman etmeyen insanın, dünyanın dönüşü, yer çekimi ve güneşin doğuşu gibi kimsenin hükmedemediği ve sözünün geçmediği konularda dahi içsel endişeleri vardır. Kader, Rabbimizin kâinatı kontrol edişidir, iplerin O'nda oluşudur, hiçbir hadise ve varlığın başıboş olmayışıdır. Kadere iman etmemek, insanın o zayıf varlığıyla, bu sınırsız kainatı kontrolü altında tutma kompleksi ve kendisine yapabileceği en büyük eziyettir.