Kübist mantıkla yaklaştığımızda bir soru ortaya çıkar: Yaşadığımız musibeti algılamaya musibetin bir parçası dahi yetiyorken, onun tamamını algılamaya neden çalışırız? Arabanın farı, vadideki karanlığın belki de milyonda birini aydınlatır ama arabanın ilerlemesi için bu yeterlidir. İlerlemek için bütün vadiyi aydınlatmaya çalışmak yerine, yalnız arabanın önündeki karanlıkla uğraşmak elbette daha ekonomik ve daha etkilidir. Kederinin yalnızca ilerlemeye vesile olacak kısmını çözmeye çalışan insan, ihtiyaç duyduğu gücün önceden kendisine verilmiş olduğunu fark edecektir.
Karanlık var olduğu için ışığın dereceleri, soğuk var olduğu için sıcaklığın dereceleri ortaya çıkmıştır. Kudretin zıddı acz, ilahi kudrete karışmış olmadığından; az kudret, çok kudret diye bir ayrım kalmamıştır. Rabbimizin sivrisineği yaratırken gösterdiği kudret, Samanyolu Galaksisi'ni yaratmak için tecelli ettirdiği kudretten biraz olsun fazla değildir. Elimizi cebimize koyarken faydalandığımız kudret-i ilahiye ile başımızdaki en büyük sorunun çözülmesinde uygulanacak kudret-i ilahiye arasında kolaylık ve zorluk farkı yoktur. Tersinden söyleyecek olursak, elimizi cebimize koyabilmek de dünyanın en müşkül problemlerinin çözülmesi kadar mucizevî bir durumdur.
"Tanrı'dan güç istedim, beni güçlü kılması için acılar verdi; cesaret istedim, yenebilmem için tehlikeler verdi; bilgelik istedim, çözebilmem için daha çok sorunla karşılaştım.
-Antik Yunan Tabletlerinden