Muzaffer Efendimi ziyarete bir keresinde iki Amerikali psikiyatr geldi ve dervisleriyle nasil "çalıştığını " sordular. Efendim soyle demisti, "Biri bize geldiginde ona söyle bir bakariz. Herkesin, davranislari ve sifatlari ne kadar bozuk olursa olsun muhakkak en az bir tane insanliga layik güzel yani vardir. Iste biz o noktayi bulur da onu temel olarak alriz. Gerisi zaten kendi kendine hallolur."
Bizim hatalarimizin baskalarinin hatalarindan cok daha büyük oldugunu iddia etmek de egonun diger bir hilesidir. Biz baskalarından her halükârda daha ileri ve üstünüz (!). "En saglam günahı BEN islerim, en büyük kusurlu da BEN olurum!" Kendimize negatif alanda dahi böylesine hak edilmemiş bir kredi açmakla sadece degisimin, dönüsümün yolunu kesmiş, günahimizla Allah'a kibir yapmış oluruz. "Ben herkesten berbat bir haldeysem, değişebilmeyi nasıl umabilirim ki?"
Kimisi için icâze huzurdan kovulmanın alâmetidir. Hatta bu işin erbâbı olan meşâyih icâzelere bazı küçük işâretler koyar. Erbâbı hâlden anlayamazsa o herifin icâzesine baksın da ne olduğunu anlasın diye. Kimisi için izn ü icâze ve tâc u hırka giymek hål üzere hayatın başlangıcıdır. Eğer ihlâs ile hizmet ederse ve dâimâ o mahcubiyet ve muhabbetle yoluna inkıyad ederse, mukarreb kullardan olur. Uzaktan avucunu açıp güneşi kapatanlar gibi olmaz. Amma öyle bir hâle gelir ki, vallahi ve billahi müşâhede ile söylüyorum, avucunun içine o güneşi sığdırır ve erbâbına elinin ayasından âlemi seyrettirir, âlemlere sığmayan o mânâyi akıtıverir.