mihriban daş

mihriban daş
@Mahipar
22 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
Büyüklerden birine sordular: “Rasulullah’ın (sav) sizce en tehditkâr sözü hangisidir?” Diye. O zât-ı âli de buyurdu ki: "Fe in lem testahyi fesna' bimâ şî't (Şâyet utanmazsan istediğini yapabilirsin) sözüdür." Orada bulunan kimseler "Efendim niçin bu söz üzerinde bu kadar duruyorsunuz? Başka söz değil de niçin bu söz?" dedikle- rinde Hazret cevap vermiş: "Yâ hû baksanıza, bu sözle, kişinin kendisiyle alâkasını kesiyor Resûlullah. Bir kişinin Resûlullah Efendimiz'less) alâkasının kesil- mesi dünyada da âhirette de hiçbir ceza ile mukâyese edilmez. Daha ne olsun! Resûlullah) 'Benim terbiyemden düştün!' dediği anda o kul nasıl Rabb'ül-âlemînin huzuruna çıkacak yüz bulsun? Neûzübillah (bu ahvâlden Allah'a sığınırız)."
Sayfa 427
Reklam
Eski meşâyih ne yaparlarmış biliyor musun? Kendilerine tek- birlenen tâc-i şerîfin destârına farklı kumaştan bir parça sarık ilave ederlermiş. Böyle yapan bir zâta sormuşlar; "Efendim niçin böyle ediyorsunuz?" diye. O da cevâben, "Bu üzerimdeki kisve, yoluma ve büyüklerime âittir ve bana emânet olarak verilmiştir. Bende kemâle veya güzelliğe dair bir şey görürseniz yolumuzdandır. Büyüklerimizin himmetidir. Tenezzülen bizden görünmüşlerdir. Ancak nâkıslık yahut kötü bir fiil görürseniz işte bu farklı renkteki sarığı taktım, anlayın ki bu bize ait bir nâkıslık ve edepsizliktir. Bu hâlimi yolumuza isnad etmeyiniz demek içindir." diye mukâbelede bulunmuş.
Sayfa 425
Söyledik ya, her zaman içerisinde bir vakit vardır, o vaktin de îfâsı ve kazası îcâp eder. Vakti değerlendirmeyen kişiye zâhir bedel ve kefâretle bir çıkış kapısı gösterilir. Bu; vazifeyi ikmâl ettiğinden değil, ihmal edilen vazifenin musîbetine düçar olmaktan muhafaza olunsun diyedir. Âgâh mürşidler şöyle demişler... Mürşidler kuyucu gibidir. Kuyucu suyu çıkarmak için kazar, suya mâni olan perdeleri ve toprağı yani cürûfu kaldırıp atar. Sûreti insan olan herkeste bu âb-ı hayat (hayat suyu) mevcuttur. Kiminde beş arşında, kimisinde yüz arşında çıkar amma çıkar. Bu suya kavuşmak için sabit kadem olmalı ve verilen terbiyeyi kabul etmelidir. Zâhirde kalan ve mânen buluğa eremeyen derviş müsveddesi bu mânevî kabın büyümesine, şekilperestliğinden dolayı bir türlü teslim olamaz, kendisine terbiye verilmek istense de bu anlayışsızlığıyla buna müsaade etmez.
Sayfa 423
Evet kalbin sıhhatli olmasıyla beden kuvvet bulur. Kalp salimse insan afiyette olur fakat bazen kalpteki bozukluk dışarıya yani uzuvlara, hârice yayılır, bazen de disaridan gelen rahatsızlıklar neticede kalbi bozar. Ilk önce kalptir âmennà fakat o kalbin selâmette olmasi ile Salim bir akil ve zevk de ortaya çıkmalıdir. Hem disaridan, hem içeriden bu silsile takip edilerek is görülmelidir. Biz demiyoruz ki "Adam kalbini düzeltmeden lisâninda nezaket ve zarâfet olsun!" diye. Ama kalb-i sälim olanin da bir akl-ı selimi ve zevk-i selimi de berâberinde bulunsun istiyoruz. Iste bundan dolayı da bu incelikleri burada zikrediyoruz. Bak evliyäullahin sözlerine, hakikatten nasiptar olan Ali mlerin eserlerine. Üslaplan ne kadar zarif, ne kadar nâzik, ne kadar kerimdir. Evliyäullahin sözlerindeki bu ârifâne uslüp; insanlar àdetà Kelamullah'ı ve kelam-ı Resulullah'ı anlamaya hazirlar.
Sayfa 286
insanda kalb-i selim olursa akl-1 selim mertebesine cikar. Akl-selim mertebesine çıkarsa, zevk-i selim sahası kendisine açılmalıdır. Islam medeniyetine baktigimizda kalb-i selim, akl-1 selim ve zevk-i selimle bu medenivetin sekillendigi görülmelidir. Nasıl ki bina yukardan asagiya dogru çökerse, zevk-i selim bozulmaya basladiginda ve çirkin zevkler ortalikta rahatça meydan buldugunda akl-1 selim de bozulmaya, nefsânì heva ve heveslere uymaya baslar, hastalanir. Bir bünye nasil hastalaniyor? ilk önce ufak tefek mikropla bu hastalk agizdan, elden, kulaktan içeriye nüfüz ediyor. Aynen bunun gibi, ufak tefek kabul edilen zevksizlikler, suursuzca heva ve hevese tabi sehevì lezzetler aklı da bozmaya baslar. Bu bozuk akil, fenalık ve cirkinlikleri kabullenir. Bir müddet sonra kalp; kalıbındaki bu hastaliktan nasibini alır, o da bozulur.
Sayfa 286