Bu isin hikmetine gelince... Nefis kalpten isâret almadan hareket edemez. Kalpteki en küçücük niyet ve meyil, kalp sahasında halledilemezse muhakkak ya nefiste ya rühta vücûd bulur. Cenab-i Hakk' in razi olduğu bir düsünce ve işaret ise hemen ruh aleminde mâkes bulur. Hüdâ-i Bâri' nin razi olmadigi bir havâtirdansa ve kendi hâline birakilmissa muhakkak nefiste yani hâriçte, kalıpta emâresi ve fili görülür. Velhâsil nefis kalpten yüz bulur da şımarıverir. Menhiyyâti ibâdet gibi isler de pesiman bile olmaz. Kisi "Kalbimden geçti, amelimden zahir olmadı." derse muhakkak emmâre sıfat üzre dibi boylar.
Cehâlet, küfür ve ahlaksızlık rahatlıkla yayılmakta iken senin
"Acaba şöhret âfet midir?" deyu hizmetten kaçman hiç de iyi bir hal degildir. Allah Teâla faal olan kullari, mü'minleri sever.
Àtil olan, battal mü'minleri sevmez. Bu sahada hizmete o kadar ihtiyaç var ki aman hizmetten geri kalma. Ve nefsine de ki "Ben yansam da Allah için bir kisiyi kurtarayım."
Tefekkür et. Ancak, insan insana hizmet eder. Hizmet aski hayvanda yoktur. Melek bile emir aldigi için hizmet eder. Askla hizmet etmek hazret-i insana mahsustur.
"Evlâdim! Mürsidler hava gibidir. Herkes kendi miktarinca onu teneffüs eder. Sen hic havanin bir kimseye yakin diger bir kimseye uzak oldugunu düsünebilir misin? Cigerlerin müsaade ettigi kadarini içine cekersin.
Gögsün tıkalı, nefes darlığın varsa eksikligi havada aramazsin, cigerinde ararsin. Hem sonra biz sizler için kandil gibiyiz. O kandile yaklastikça kendin nurlanırsın, uzaklaştıkça kendin zulmette kalır aydınlanamazsın. Sen kendin bize yakınlaşmayı talep et ve Seyh'in hakkinda şeyhim en çok beni sever.' diye kalbinde hüsn-i zan et. Bu güzel düsünceni baska bir kimseye de söyleme. Sonra bakmissin ki sen de rahat teneffüs ediyorsun, sen de aydinlaniyorsun ve Seyh'ine hâlinle yakinlasiyorsun.