Leylim Leylim” Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e olan unutulmaya yüz tutmuş aşkının en tutkulu ve en içten şekilde yazılmış mektuplarından oluşuyor. Yazıldıkları dönemin entelektüel ve yayın ortamını, Ahmed Arif’in sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve en çok da aşkını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor diyebiliriz.
"Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim bundandır… Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, insan ediyorsun, yaşatıyorsun."
iyi ki okumuşum dediklerim de oldukça fazla. Onlardan biri oldu işte Leylim Leylim..
"Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, etlerimi, kemiklerimi, adımı, soyadımı, şanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum. Korkmayı, sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu."
Ahmed Arif adeta ele avuca sığmıyor. Her bir mektubunda aşkını dibine kadar hem yaşıyor hem de yaşatıyor.Gizlisi saklısı yok, gurur falanda dinlemiyor. Yani kısacası ne hissediyorsa, aklından ne geçiyorsa onu yazıyor, onu söylüyor.