Akşam yemeğinde bize yılın ilk ürününden yapılan ekmeği getirmişlerdi. Ama o gün biçtiğimiz buğdaydan yapılmamıştı o ekmek. Bir hafta kadar önce, tarlanın kenarından, topluca hasada başladığımız güne yetiştirmek için bir miktar buğday biçmiş, öğütmüştük. İşte o onun ekmeğiydi. Hayatımda pek çok yıl, hasadın ilk gününde ilk üründen yapılan ekmeği yedim. Her defasında ilk lokmayı ağzıma götürürken bir ibadeti, kutsal bir görevi yerine getirmiş gibi duygulanmışımdır. Bu ekmek, iyi kabarmamış bir hamurdan yapıldığı için kaskatı olsa da, bize eşsiz gibi gelirdi. Bu kara ekmeğin hafif şekerli bir tadı, çok güzel bir kokusu vardı: Güneş kokusu, taze saman kokusu ve duman kokusu karışmıştır hamuruna.
Sonunda işe koyulduk. Orakları çakmak çakmak parlamaya, Güneş yakmaya başladı. Bozkırı ağustosböceklerinin cırlak sesleri doldurdu. Bugün başlangıçta biraz sıkıcıdır, ama bir defa çevrenizin ve seslerin temposuna girdiniz mi her şey çok iyi olur. Ben bütün gün neşeliydim. Sabahleyin olduğu gibi akşamüzeri de mutlu ve iyimserdim. İçim huzur doluydu. Gözümün gördüğü, kulaklarımın duyduğu ve bütün varlığımla hissettiğim her şey benim için, benim mutluluğum içinmiş gibiydi. Tanrım! O ne tatlı huzur, o ne büyük mutluluktu!
Yeri gelmişken, benim anladığım gerçek mutluluğun da bir rastlantı sonucu olmadığını, yaz yağmuru gibi birdenbire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.
Hayat bizim hepimizi aynı teknede yoğurmuş, aynı yumağa sarmıştır. Ama yine de bu olayları anlamak için o olayların içinde yaşamış olmak ve onları ruhunda duymak gerek.
- Demek ona hiçbir şey söylemedin daha?
- Hayır söylemedim, söylemeye cesaret edemedim.
- Ya başkalarından duyarsa, biri istemeden ağzından kaçırırsa?
- Niye söylesinler? Nasıl olsa, vakti gelince her şeyi öğrenecek. Hem artık büyüdü, başkalarından duyup öğrenebilir. Ama o benim için hâlâ küçük bir çocuktur Ve bu yüzden ona gerçeği söylemekten çok, ama çok korkuyorum.
- Yine de insan gerçeği öğrenmelidir Tolgonay.