Çağdaş Mahir Can

Sevkiyatın yapılacağı ilçe merkezinde ise bir ana baba günü yaşanıyordu. İnsanlardan ve onları geçiren bineklerden oluşan kalabalıktan, adım atacak yer bulunamıyordu. Küçük çocuklar, kadınlar, yaşlılar askere gidecek yiğidin çevresinden ayrılmıyor, ondan bir karış uzakta kalmak istemiyorlardı. Bazıları ağlıyordu, bazıları da zil zurna sarhoştu. Boşuna dememişler: “Halk bir denizdir, derin yeri de vardır, sığ yeri de..." diye. Burada, kime uğurlayan ya da uğurlananlar arasında, gerçekten cesur, açık yürekli yiğitler de vardı. Bunlar kaygılarını hiç belli etmiyor, herkesle şakalaşıyor, dans edip şarkı söyleyerek başkalarının üzüntülerini gidermeye çalışıyorlardı.
Sayfa 42·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Herkes sustu. Belki bu adam ‘savaş çıktı’ haberinin doğru olmadığını söyleyecekti. Ama bu umut boşa çıktı. Adam başka bir şey söylemedi, kimse bir şey söylemedi. Şimdi o büyük bozkırda öylesine bir sessizlik vardı ki çayın şarıltısı bile çok net duyuluyordu. Kalabalıktan biri derin bir iç çekti ve bir şeyler söyleyecekmiş gibi kımıldadı. Herkesin nefesini tutup ona kulak verdi ama o da bir şey söyleyemedi. O büyük sessizlik koca bozkırı bir kere daha yutmuştu. Sessiz bozkır ve kavurucu sıcak bir sivrisinek vızıltısı olarak kalmıştı kulaklarımızda.
Sayfa 35·Kitabı okudu
Alıntı
Yanağımı Suvankul'un sırtından çekip doğruldum. Başımı kaldırıp gökyüzüne bir an baktım ve o anda yüreğimde bir sıkıntı duyar gibi oldum: Yukarıda, tâ yükseklerde, ışıl ışıl yıldızların arasında, ufuklara kadar uzanan Samanyolu'nu gördüm. Samanyolu saman gibi, gümüş gibi parlıyordu. O yolu daha önce gördüğüm zamanki düşünceler geçti yine aklımdan: Bir çiftçi, son hasatta koca bir kucak saman almış, döke saça geçmişti oralardan. Altın renkli saplar, samanlar, hafif yelde titreşir gibiydiler. O sap-samanın arasında döküntü başak ve taneler de farkediliyordu. “Allahım!" diye hayranlığımı, şaşkınlığımı belirttim. Birdenbire hatırlamıştım: Beraber olduğumuz ilk geceyi, aşkımızı, gençliğimizi ve hayal ettiğim o dev orakçıyı... Haa, o günkü isteğimiz olmuş, hayal gerçekleşmişti. Bu toprak, bu su, bizimdi artık. Tarlayı sürmüş, ekmiş, tınazı savurup buğdayı kaldırmıştık. Evet, evet isteiğimiz gerçekleşmişti. Gelecek günlerin daha ne yenilikler getireceğini, yeni bir çağın başlayacağını o zamanlar bilemezdik elbet. Ama işte, bir insanın dünyadaki hayali çağın bütün umutlarıyla özdeşleşmiş, o umutlar gerçekleşmiş ve adalet gelmişti.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Alıntı
Biz eve yaklaştığımızda gece karanlığı iyice çökmüş, hafif ve serin bir yel esmeye başlamıştı. Ama ay da doğmuş, şavkını başaklara indirmişti. Atla geliyorduk. Üzengiler kenger yapraklarına çarptıkça ılık ve acı bir koku yayılıyordu havaya. Yine kokusundan anlıyorduk ki beyaz ballı baharlar da çiçeklenmişti. Bu geceye ben pek aşina, pek alışık idim. İçten bir yakınlığımız vardı onunla. Yine de yüreğime bir sıkıntı geliyordu ara sıra. Ben atın terkisine koyduğum bir yastığın üzerinde Suvankul'un belinden tutarak oturuyordum. Suvankul öne oturmamı söylerdi ama böylesi daha hoşuma giderdi. Suvan pek yorgundu. O zorlu günden sonra konuşacak hali bile kalmamıştı. Ara sıra yorgunluktan başı düşüyor, sonra silkinip kendine geliyor, topuklarıyla hayvanın karnına dokunarak onu hızlandırıyordu. Bütün bunlar hoşuma giden şeylerdi. Onun at üstünde otururken kamburlaşan sırtına bakıyor, sevgi ve acımayla başımı dayıyor ve içimden konuşuyordum onunla: “Evet, evet her gün biraz daha ihtiyarlıyoruz Suvan, her gün biraz daha çöküyoruz. Vakit durmaz ki! Ama boş yere geçirmiyoruz vaktimizi. Önemli olan da budur. Daha dün denecek kadar yakın bir geçmişte biz de delikanlıydık.. ne de çabuk geçiyor zaman. Hayat dediğimiz şey çok ilginç ve bizim şimdilerde ondan vazgeçmeye hiç niyetimiz yok. Yapılacak çok işimiz var daha ve ben seninle uzun bir ömür geçirmek istiyorum."
Sayfa 29·Kitabı okudu
Alıntı
Kasım'dan yana hiçbir endişem yoktu. O da tıpkı babası gibi çalışmayı severdi ve durup dinlenmeden çalışırdı. Bu karanlık gecede bile, bitmeden kalan yeri biçmek için biçerdöverinin başına dönmüştü. Traktör ve biçerdöver kendi farlarının ışığında gündüzmüş gibi kolayca hareket ederlerdi. Aliman da o saatlerde onu yalnız bırakmazdı. Hasat zamanında bir dakikalık beraberliğin bile değeri eşsizdi.
Sayfa 28·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam