Yanağımı Suvankul'un sırtından çekip doğruldum. Başımı kaldırıp gökyüzüne bir an baktım ve o anda yüreğimde bir sıkıntı duyar gibi oldum: Yukarıda, tâ yükseklerde, ışıl ışıl yıldızların arasında, ufuklara kadar uzanan Samanyolu'nu gördüm. Samanyolu saman gibi, gümüş gibi parlıyordu. O yolu daha önce gördüğüm zamanki düşünceler geçti yine aklımdan: Bir çiftçi, son hasatta koca bir kucak saman almış, döke saça geçmişti oralardan. Altın renkli saplar, samanlar, hafif yelde titreşir gibiydiler. O sap-samanın arasında döküntü başak ve taneler de farkediliyordu. “Allahım!" diye hayranlığımı, şaşkınlığımı belirttim. Birdenbire hatırlamıştım: Beraber olduğumuz ilk geceyi, aşkımızı, gençliğimizi ve hayal ettiğim o dev orakçıyı... Haa, o günkü isteğimiz olmuş, hayal gerçekleşmişti. Bu toprak, bu su, bizimdi artık. Tarlayı sürmüş, ekmiş, tınazı savurup buğdayı kaldırmıştık. Evet, evet isteiğimiz gerçekleşmişti. Gelecek günlerin daha ne yenilikler getireceğini, yeni bir çağın başlayacağını o zamanlar bilemezdik elbet. Ama işte, bir insanın dünyadaki hayali çağın bütün umutlarıyla özdeşleşmiş, o umutlar gerçekleşmiş ve adalet gelmişti.