Araba, kalınlaşan ve katılaşan kar üzerinde hızlı gidiyor, aktar keyifle tırısa kalkıyor, tekerlere sağır edeceği takırtıları yeni yağlanmış dingillerde boğuluyordu. Yol boyunca kar yağışı devam etti. Düzenli, güzel yağıyordu. Ama hava soğudu, hafif don yapmaya başladı. Aliman'ın üstü başı kar taneleri ile süslenmiş, öyle güzel görünüyordu ki.. başının üzerinde kalınca bir kar örtüsü oluştu. Şalını, savruk saç örgülerini, yakasını örtüyordu bu kar. Teni buğday rengindeydi yanakları gül gibi al al olmuştu. Kömür gözleri ışıl ışıl parlıyor, beyaz dişlerin daha parlak görünüyor. Her şeyiyle cıvıl cıvıldı. Gencecik bir kadına her şey, kar bile çok yakışıyor, yaraşıyor. Yol boyunca hep konuştu. Neler söylüyordu neler... Ana, diyordu, Maysalbek trenden inince benim kim olduğumu sakın söyleme, bakalım tanıyabilecek mi? Az sonra bu fikrinden vazgeçiyor, Maysalbek'e arkadan yavaşça sokulacağını, elleriyle gözlerini kapatacağını, kim olduğunu soracağını söylüyordu. Ne derdi Maysalbek? Herhalde biraz korkardım ve bu aptalca şakayı yapan kim olduğunu sorardı. Aklından geçenleri yüksek sesle söylüyor, sonra da bu düşüncelerine katıla katıla gülüyordu. Ah Aliman! Güzel gelinim, sevgili küçük gelinim! Onun böyle davranmasının, böyle düşünmesinin sebebi ne bilmediğimi mi sanıyordu? Zaten kendini ele vermekte de gecikmedi. Birden gülmeyi bıraktı ve hafif seste mırıldandı:
- Maysalbek Kasım'a çok benziyor. İkiz gibi benziyorlar birbirlerine değil mi?
Ben işitmezlikten geldim. Şimdi yine susuyordu. Besbellik gizli düşüncelerine dalıp gitmişti.