İttihat'ı tenkitlerini de bir türlü içimden atamadığım için, bu resimde bağlayan çözen, inandıran şüphelendiren, çeken bırakan, sıcak mı soğuk mu, insanın dokunacağı gelen bir şahsiyet esrarlığı bulmuştum. Doğrusu askerden de yorulmuştuk. Enver'in yerine bir adam aramıyorduk. Bizi Enver'den de onun yerine geçeceklerden de kurtaracak, bir türlü tarif edemediğimiz bir memleket şartı arıyorduk. Üç harp, üçü de birbirinden beter harp, vatanı parça parça eden üç harp, destanlara el'aman dedirtmişti. Her türlü kahramandan korkuyorduk.
Fakat Birinci Dünya Savaşı bozgunundan sonra denizden düşman donanması ve Yunan zırhlısı Averof, karadan Franchet d'Esperey İstanbul'a girdiğinden, vatan ve sancak ayaklar altına düştüğünden, padişahla vezirleri Afrika'daki kabile şeyhleri gibi aşağılaştıklarından beri, Mustafa Kemal'e Perapalas'ın alt kat salon penceresinde veya caddede rastladığım vakit:
— Acaba? derdim.
Yalnız bağlayıcılığı, çekiciliği ve inandırıcılığı kalmıştı. Ama ne yapacaktı? Nerede ve nasıl yapabilirdi?
Ne vakit, en uzaktan bile görsem, bir yerde toparlanmak bilmeyen o manevi çözülüş içinde, donuk, çağrısız, fakat hiç iradesini kaybetmeyen bir bakışı vardı.