Ne yazık ki akıl, aptallık kadar bulaşıcı değil.
Gülmek zekâ belirtisidir.
Sezgi akla yol gösterir.
Zeki bir insanı, budalalık kadar sinirlendiren bir şey yoktur.
Ne garip değil mi; "bilge" demek olan "abdal" sözcüğünü "aptal"a dönüştürmüşüz, çoğul hâline "budala" demişiz. "Akıllılar" demek olan "ukala"ya da aşağılayıcı bir anlam yüklemişiz. Bence toplumu kodları bu anlam kaymalarında yüklü.
Orta zekâlılar, insanlara damga vurmaya çok meraklı.
Gelişmiş bir toplumda şahsiyet önemlidir, ötekilerde ise makam.
Ahlâkî ilkeler zayıflarken, toplum kurnazların peşine takılır. Kurnazlığın bir zehir olduğunu bilmeden.
Vasat ve farkı çok açan eğitimli insanı halk seçmez. Halk kendisine benzeyene düşkündür. "Süt ne ise kaymak o olur."
En coşkun nehrin kıyısına gitsen, alabileceğin su elindeki kapla sınırlıdır.
Enflasyon eşittir ahlâksızlık. Dünyada uzun süre yüksek enflasyonla boğuşup da ahlâkî değerlerini koruyabilmiş tek bir ülke bile yok.
Düpedüz soykırımdır kapitalizmin insanlığa yaptığı. Gelenekleri, kültürleri yok etmektir, ethosittir.
Hiçbir ideoloji ülkeleri toplumsal özelliklerini değiştirmeye yetmez. Rejimler geçer, toplumun gelenekleri kalır.
Zaman izâfidir. Bazen çabuk geçer bazen yavaş. Durup dururken hayatın hızlandığını sezeriz. Kimi zaman da sanki Magritte tablolarındaki gökyüzü kayası gibi donup kalır zaman.
Geçmiş, gelecekten daha algılanır.
Gelecek, geçmiş gibi loş bir galeri değil, hiçbir şeyi göremediğimiz kopkoyu bir karanlık.
21. yüzyıl insanına ait her şey yabancı geliyor bana.
Tarihi kullanarak bu kadar kavga eden başka bir ülke yok.
Halk kültürümüzde düşünme eylemini öven bir tek söz yoktur. Ama tersi örneklere bol bol rastlanır. Böylece insan soyunun en soylu eylemlerinden birisi olan düşünmek, bu toprakların geleneğinde yararsız, gereksiz, hatta tehlikeli ilân edilmiştir.
Kitap ile düşünme arasında doğrudan bir bağ var.
Entelektüel, yaşadığı ve yaşamakta olduğu her şey üstüne düşünür. Dünyaya farklı bir disipline bakar. Bir şeyler yazmış olmak, insanı entelektüel yapmaz.
Entelektüel yapısı gereği muhaliftir. Her dönemi sorgular, düşünür. Sürüleşmiş kitlelere katılmaz, tam tersine toplumu siyasi beyin yıkamalara karşı uyarmaya çalışır ve kaçınılmaz olarak bu tutumun bedelini ödemek zorunda kalır. Buna rağmen o başka türlü davranamaz; elinde değildir. Böyle yaşamaya mecburdur.
Gerçekten entelektüel, sömürü olan yerde ahlâk ve namustan söz edilmemesi gerektiğini bilir.
Ah keşke kitlelerin aptallığı, entelektüellerin de kibri olmasaydı.
Kibrini yenibilen entelektüel, büyük insan olur.
Türkiye'de bir devlet baskısı oldu, askerî rejim baskısı oldu ama hiç unutmayalım, özgür düşünce üzerinde bir de "yarı aydın" baskısı oldu.
Kaptan Cook'un denizlerde dolaştığı dönemi, yani 18 yüzyılda düşünüyor ve aynı yıllarda Osmanlı'nın nelerle uğraştığını hatırlayıp kederleniyorum. Birbirini yiyen saray adamları, göze girenler ile gözden düşenler arasındaki sonsuz gelgit, padişaha yakın durup mansıp kapmak için çırpıpan kalem erbabı, medreselerde yetersiz eğitim ve kendi içine kapanmış, kendisini dünyanın merkezî sanan bir Münevver grub. Sahi şimdi durumunuz nasıl?