– Ben size söylememiş miydim, dedi, burada rahat etmek için Türkleri tanımak ve Türkiye’yi bilmek gerekir diye... Gördüğünüz gibi Türkiye’de olmaz olmaz ve en olanaksız bile olanaklıdır ; yeter ki sen yolunu yordamını bil...
Alman öğretmenlerden biri şöyle karşı koydu:
– Türkleri tanımak, Türkiye’yi bilmek gerektiğinin çok doğru olduğunu artık ben de anladım. Ama sen yanılıyorsun ve Türkiye’yi hiç de bilmediğin ortaya çıkıyor. O bizim aldığımız uzman hekim yazanaklarını Türk öğretmenler alıp okul müdürüne vermiş olsalardı, bakanlık onları çoktan öğretmenlikten atmıştı.
Türkiye’yi bildiğini sık sık söyleyen öğretmen,
– Anlaşılıyor ki, dedi, sen Türkiye’yi benden de iyi tanımaya başlamışsın.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
– Ben Şah’ın yerinde olsam, cumhuriyeti hemen ilan ederim. Bak o zaman gör, ömrünün sonuna kadar cumhurbaşkanı kalır.
– Erkek çocuğu olmadan söylesen doğru... Ama şimdi adamın çocuğu oldu. Şah, çocuğunun istikbalini düşünüyor...
– Yoo... Birader, artık şahlık, padişahlık, krallık mırallık kalmadı dünyada... Madem çocuğunun istikbalini düşünüyor, öyleyse o da,“Oğlumu da benden sonra reisicumhur yaparsanız, ben de cumhuriyet ilan ederim,” diye şart koşsun...
Bu dünyada en iyi, en geniş, en güzel parsellere sahip olanlar, öteki dünyada da, güzel manzaralı parsellere sahip olacaklardır. Çünkü, iyilik yapmak hakkına salt onlar sahiptir. Zavallı yoksullar, iyilik bile yapamazlar ki, cennette biyer kapabilsinler. Sömürgenler, iyilik yapmak hakkını bile yoksullara bırakmamışlardır. Kötülük yapmak da, iyilik yapmak da ancak onların hakkıdır.
İnsanların ölmelerinde hiçbir olağanüstülük yoktur ; çünkü her insan doğar, yaşar ve ölür. Ne var ki, kimisi yaşar ölür, kimisi yaşadığını sanarak ölür, kimisi de yaşamadan ölür.