Risale-i Nur, her ateşi ve her yangını söndürür. İnsanlardaki israf ateşini, "İktisad Risalesi"nin nuru ile; ve ateşler ve alevler içinde kıvranan zavallı hastaların hastalık ateşini, "Hastalar Risalesi"nin nurlarından akan, "Yirmibeş Devalı" çeşmesinden fışkıran âb-ı hayat ve şifa suyu ile; kalbi ve kafayı ve bütün a'zâ ve a'sabı saran ve sarsan vehim ve hayal, vesvese ve tasa, korku ve merak yangınının dehşetli ateşini "Vesvese Risalesi"nin nuru ve feyzi ile; riya ve sum'a, kibir ve gurur hastalıklarının hummalı ateşini "İhlas Risalesi"nin imdad ve inayetiyle; benlik ve varlık ve zorbalık ve küstahlık kal'asının hedmi ise, "Ene" adlı "Otuzuncu Söz" ve "Altıncı Söz"ün irşadı ile kabil olur. Tabiatın madde ve zerreler çukurundan çıkamayan kör ve sersem ve serseri kimseleri de ancak, Risale-i Nur'un "Tabiat", "Zerre ve Maddeler" adlı risalelerinin güçlü ve kuvvetli, uzun ve mevzun, nurlu ve şuurlu elleri çıkarabilir.
İhtiyarların ölüm korkusunun ateşini, evham ve acılarını gidermeye ise, bu namdaki risalenin teselli ve imdadı, macun ve tiryakı, feyiz ve nuru kâfi geldiği gibi; berzah ve berzahın elemnâk ve sûznâk ateş ve azabına karşı da, "İ'caz-ı Kur'an" ve "Mu'cizat-ı Ahmediye" ve "İman-ı Âhiret" adlı âb-ı hayat dolu risaleler birer havz-ı kebirdirler.
Yeryüzündeki bütün şirkin ateşini "Âyetü'l-Kübra = Asâ-yı Musa" adlı mübarek eserin nur-u azîmi, söndürmeye kâfi geldiği gibi, bu gün dünya ufuklarını saran ve şimdi de "İslâm Dünyası"nı tehdide başlayan o kara dumanlı kızıl aleve karşı, bu Nur'un şişip kabarmakta olduğunu görüyor ve o müthiş kızılların fitnesini ve yangınını söndüreceğine candan inanıyoruz.
Ayet-ül Kübra - 212
Ayet-ül KübraBediüzzaman Said Nursî
Fırtınaların şiddeti, havanın dehşeti sizleri sarsmasın, korkutmasın. Bu mübarek mezraaya en mübarek ve nuranî ve verimli ve bereketli olan Nur tohumlarını ekiniz.
Said-i Nursi Eserlerinde Kürt Halk Kültüründen Birkaç Örnek) Aydin ÜNEŞİ, M. Zahir ERTEKİNÇend Nimûne ji Çanda Gelêrî ya Kurdî di Berhemên Seîdê Nûrsî da
"{Kela Dimdimê: Destana Kela Dimdimê li ser rûdaneke dîrokî ya rasteqîn hatîye vegotin. Destaneke mêrxasî û welatparêzîyê ye. Kela Dimdimê dikeve başûrê rojavayê Ûrmiyeyê, bi 18 km. yan jê dûr e. Li ser zinarekî bilid ê ku navê wî Dimdim e hatîye avakirin. Ev kele berî Îslamê ava bûye. Emîrxanê Biradostî ew kela kevin ji nû ve ava kirîye. Dorpêça Kela Dimdimê di sala 1608ê de dest pê kiriye û heta dawîya sala 1609ê bi têkçûna bera Xanê Lepzêrîn ê Biradostî qedîyaye. (Kaplan, 2015: 13).
Ji vê beşa destana Kela Dimdimê diyar dibe ku Nûrsî jê îstîfade kirîye. Di destanê de bûyera behsa wê tê kirin di navbera Şah, Xan û şivanekî de dibore. Nûrsî heman meseleyê wekî ku di navbera du şivanên ehlêqelb de dibore vedibêje. Varyantên vê destanê ên din jî hene. Di varyantek din a pexşanî de weke ku ev bûyer di navbera Xan û şivanek de dibore hatiye neqilkirin. (Kızıl, 2016). **“Bir zaman ehl-i kalp iki çoban varmış. Kendileri ağaç kâsesine süt sağıp yanlarına bıraktılar. Kaval tabir ettikleri düdüklerini, o süt kâsesi üzerine uzatmışlardı. Birisi Uykum geldi, deyip yatar. Uykuda bir zaman kalır. Ötekisi yatana dikkat eder, bakar ki sinek gibi bir şey, yatanın burnundan çıkıp süt kâsesine bakıyor ve sonra kaval içine girer, öbür ucundan çıkar gider, bir geven altındaki deliğe girip kaybolur. Bir zaman sonra yine o şey döner, yine kavaldan geçer, yatanın burnuna girer; o da uyanır. Der ki: Ey arkadaş! Acib bir rüya gördüm. O da der: Allah hayır etsin, nedir? Der ki: Sütten bir deniz gördüm. Üstünde acib bir köprü uzanmış. O köprünün üstü kapalı, pencereli idi. Ben o köprüden geçtim. Bir meşelik gördüm ki başları
Nur Talebeleri, aynen âlî bir medresenin ve bir üniversite dârülfünununun talebeleri gibi, ilmî muhabere vasıtasıyla ders alıyorlar. Büyük bir vilayet bir medrese hükmüne geçer. Birbirini görmedikleri, tanımadıkları ve uzak oldukları halde birbirine ders veriyorlar ve beraber ders okuyorlar.