“Kalbim kendisini vuranın ayakları altına düşerek kanatlarını çırpan bir kuş gibi oraya atılmak, başa çıkamadığı umutsuzluğu kovmak ve feryat etmek istediği halde, gurur denen şey bana yırtıcı dişler, keskin tırnaklar veriyordu. Seni ısırmak istiyordum.”
“Pençeleri olmadığı için kendini iyi zanneden zayıflara çok gülüyorum. Oysa bir sütun gibi olmalısın, onun erdemini almalısın, yükseldikçe güzelleşmelisin ama içten içe sertleşmeli ve dayanıklı hale gelmelisin.”
“iyiyi ve kötüyü yaratmak isteyen önce bir yok edici olmak zorundadır ve tüm değerlerini paramparça etmelidir. En büyük kötülük en büyük iyilikle beraberdir ama bu yaratıcı iyiliktir. Kötü de olsa konuşalım bunu çünkü susmak daha kötüdür. Çünkü suskunlukla geçiştirilen her hakikat zehirlenir. Parçalanacak ne varsa hakikatlere çarpıp parçalansın! daha inşaa edilecek çok şey var.”
eğer yaşam yeterli, zamanımız olsaydı
bu nazlar, cânım, bir suç olmazdı
oturup önümüzdeki aşk yıllarını
konuşurduk nasıl harcayacağımızı.
sen ganj kıyılarında yakutlar toplarken
ben suların yükselmesinden korkardım
seni nuh'tan on yıl önce sevmiştim
yahudilerin imanına dek inat ettin.
benim otsu tutkum gittikçe büyüyecek
imparatorluklar denli geniş ve yavaş
belki gözlerini öpmeye yüz yıl gidecek
her göğsüne tapmak için iki yüz yıl yetmeyecek
aslında her parçana bin yıl ayırmalı
son çağda kalbinde durup, saklanmalı.
canım, bilirim tüm bunlara değersin
seni ben böyle sevdim, daha başka ne dersin
ama ben, her an içimde duydum
zamanın dörtnala atlarıyla kovalanıyordum.
sanma ki gelecek günler sonsuz ve uzun,
bu güzelliğin hep böyle kalmaz