instagram.com/maksattkitapp
Kitabı ellerimin arasından bırakalı bir saati geçti belki de fakat hala etkisi beynimin içerisinde dolaşıyor, dolaşıyor ve yayılıyor düşünceler istemsizce. Kısa sürede okuyup bitirdiğim bu kitabın sansürsüz baskısını da okumak isterdim fakat bir süre bu kitaptan bahsetmesem iyi olacak. Kitap boyunca o kadar çok sinirlendim ve o kadar çok düşünce benim beynimin içerisinde bir kramp olarak döndü ki kitap sonunda oh be dedim, evet dedim sen böyle bir sonu hak ettin Dorıan, hak ettin.
Sahi size ne soracağım çevremizdeki insanlar bizim hayatımızı ne kadar etkileyip değişik bir konuma evirebilir ki, bunu bir düşünün siz olur mu , belki Dorıan tüm günahlarının bedelini bir arkadaşına yıksa da tek suçunun kendisinde olduğunu biliyordu, ya da bilmiyordu ne fark eder ki o saçma sapan şeyleri kendisi yapmadı mı sonuçta.
Sıradan bir ressamın mankeni olan Dorıan'ın hayatıyla daha doğrusu portesiyle karşı karşıya kalacaksınız güzelliğe tapan bir karakterin güzellik uğruna nasıl da ruhunu feda ettiğini göreceksiniz belki. Bakın arkadaşlar ben öyle olaylardan felan bahsedip bir inceleme yapmam. Yazdıklarımı süsler okurken hissettiklerimi yansıtırım incelemelerim o sebeple salt konuyu merak edenler ne denli memnun kalır bu incelemeyle muamma neyse hala okumaya devam ediyorsanız dinleyin bakalım.
Evet güzelliğine tapan bir karakter Dorıan, aslında şunu gördüm ki onun güzelliğini taparcası haline getiren çevresindekilerdi. Sürekli onun güzelliğinden bahsedip ona güzelliği ile her şeye sahip olabileceğini aşıladılar. Hayatta da böyle değil midir, bazen düşünmediğimiz şeyleri bile çevremizdeki insanların sayesinde düşünür olmayan özelliklerimizi var sanırız. Evet belki Dorıan aşırı güzeldi ama bunu kitapta bu kadar abartmaları ve bunun
Evet, büyük bir okuma direnişi sonucunda bu tuğla kitabı da bitirdim. Bu kitabı okuma serüvenimi beni takip eden kişiler bilir. Bilmek isteyenler ise instagram sayfamda Maksattkitapp adıyla okuduğum kitapları paylaşıyorum. Neyse konuya döneyim tam
yarısına gelmişken kitaptan artık umudu kesip daha fazla devam edememiştim aradan birkaç gün geçti kitaplığımda kitaba öyle uzun uzun baktım o da bana bakıp sanki böyle, yanlış düşünüyorsun kafanın içindeki düşünceleri bir kenara at ve beni okumaya başla doğru ân olduğun ândır neyi bekliyorsun beni okumak için diyordu.
Kitabı istemsizce elime aldım sayfaların arasında gezdirdim ruhumu, evet dedim baştan başlamalı ve farklı bir bakış açısıyla okumalıydım. O ân belki de kitabı okumaya başlamasaydım yani harekete geçmeyip düşünseydim şuan bu yorumu yazıyor olamazdım. Açtım, sanki her cümleyi ilk kez okuyor ve ilk kez anımsıyormuş gibi tepki verdim. Kitap ilerledi ilerledikçe içine çekti ama bir şey vardı kitapta farklı olan.
Dostoyevski bu sefer farklı bir tarzda yazmıştı eserini. Sayfalarca betimlemeler yoktu dehşet güzel bir şekilde okuyucuya aktarılmış karakter analizleri ve karakterler arasındaki konuşmalar. Delicesine karakter kurgulamış Dostoyevski… Sanki onca karakter gerekliymiş gibi bir de sayfalarca sadece diyalog içerisindeydiler. Olay yoktu.
Okudum, sabrettim, pes etmeden her konuşmayı okudum. Bir baktım yarısına gelebilmişim iki gün sonunda 450 bilmem küsürüncü sayfada her şey değişti meğer her şey yeni başlıyormuş. Hayat da böyle değil midir arkadaşlar bir şey tam anlamıyla bitti evet dersiniz bir anda her şey farklı bir tarafa evrilir. Olaylar, olaylar ve olaylar. Kitabın içine daha çok girdim
başkarakterimiz olan Prens Mişkin oldum bir ara.
Hatta kahvemi yudumlarken Aglaya gibi hissettim. Onun tutarsızlığında