"Ìnsanlar başkaları için her gün
fedakârlıkta bulunur; fakat önce kendileri için bunu yapar. Bu eylem önce insanın kendi gönlünü hoşnut etmelidir. Bundan yarar sağlayacak başkaları arkasından gelir.
Vazife aşkı için de mi aynısı geçerli?
Evet. Kimse kuru kuruya vazife aşkı için bir
vazifeyi yerine getirmez; eylem önce gönlünü hoşnut etmelidir. Vazifesini yerine getirmek, vazifesini terk etmekten daha iyi hissettirmelidir ona. Yoksa yapmaz."
"Böyle eski, denenmiş iki dost arasında süslü sözlerin ve
șairce yeminlerin gereği galiba yoktu. Onlarınki gibi sevgiler, eğer doğacaksa, iki kişinin önce birbirlerinin kötü huylarını tanıyıp, iyi yönlerini en son öğrenmeleriyle doğar. Așk, katı, gündelik gerçek yığınlarının arasındaki çatlaklarda yeșerir. Çoğunlukla iki kişinin amaç ve işlerinin benzerliğinden doğan bu sıkı dostluk, bu can yoldaşlığı, yazık ki kadınla erkek arasındaki aşklarda pek seyrek bulunur. Çünkü kadınlar ve erkekler çalışma amacıyla değil, yalnızca zevk amacıyla bir araya gelirler. Gene de uygun koșulların böyle bir can yoldaşlığına zemin hazırladığı
yerde bu çok yönlü duygunun, ölüm kadar güçlü olan tek aşk olduğu görülür, öyle bir aşk ki, sular söndüremez, seller boğamaz ve çoğunlukla "aşk" adı verilen öbür duygular bunun yanında buhar kadar cılız ve uçucu kalır."
"Birbirlerini oldukça yakından tanıyan bu iki insanın, şimdi yeni bir yerde, yeni koşullar altında buluştular diye, böyle sıkılıp tutuk durmaları ne garipti!"