Ödev, adap, sadakat, fedakârlık, özgecilik, kibarlık; bunların hepsi de insanı uyutmaya yarayan ninnilerden başka bir şey değil, hem de öyle bir uykuya yatırıyor ki kimse bu uykudan uyanamıyor, uyansa da ancak yaşamının sonuna geldiği an oluyor bu. İşte o an, insanın hiç yaşamamış olduğunu öğrendiği an oluyor.
Evet, bu granit taşlar, tuğlalar ve ikinci kat yerinde duracaktı, ama artık hiçbiri onun olmayacaktı; muayenehanesi onun varlığının kokusunu kaybedecekti. /Çocukluğunun geçtiği evi ziyaret ettiğinde de aynı yokluk hissini yaşamıştı, o küçük evi hem kendisine çok yakın bulmuş, hem de son derece acı veren bir kayıtsızlık hissetmişti. Şimdi o evde mücadele eden başka bir aile, belki de ileride doktor olacak umut vaat eden bir oğlan yaşıyordu.
Dostoyevski, dostlardan başkasına anlatılamayacak şeyler vardır, diye yazıyor; hatta bazıları dostlara bile anlatılamayacak; bunların arasında bir de insanın kendisine bile anlatamadığı şeyler var!