Ve işte at yarışında parmaklıkların ardındaki kalabalığın yaptığı gibi başının etini yediler ve onun sınavı, sağa sola bakmadan engeli aşmaktı. Eğer lanetlemek için durursan kaybedersin, dedim ona; aynı şekilde gülmek için durursan da öyle. Tereddüt eder ya da sendelersen işin biter. Sanki tüm paramı ona yatırmış gibi, yalnızca atlayışı düşün, diye rica ettim ondan ve o, engeli bir kuş gibi aşıverdi. Fakat o engelin ardında bir engel daha ve bir engel daha vardı. Dayanacak gücü olduğundan şüpheliydim çünkü tüm o el çırpmalar ve bağrışmalar sinirlerini yıpratıyordu. Fakat elinden gelenin en iyisini yaptı."
Gerçekten de *İfade özgürlüğü* ve bolluğu sanatın özü olduğu için, böylesi bir geleneğin eksikliği, araçların azlığı ve yetersizliği kadınların yazı yazmalarını aşırı derecede etkilemiş olmalı.
Dünya kadına, erkeklere dediği gibi "yazmayı seçersen yaz, benim için fark etmez" demedi. Dünya kahkahalara boğularak şunu dedi : "Yazmak mı ? Senin yazmandan ne çıkar"
İlkin, on dokuzuncu yüzyılın başlarına kadar, kadının, sessiz veya ses geçirmeyen, kendine ait bir odası olması bile, ebeveynleri istisnai derecede zengin veya çok asil olmadığı müddetçe söz konusu olamazdı.
Böylesi maddi güçlüklerin aşılması zordu, fakat, maddi olmayanlar çok daha kötüydü.