Titreyen sen değilsin. İçini dolduran yaşam titriyor. Bunun da yürekli olup olmamakla bir ilgisi yok. İnsan, ancak kendini savunma olanaklarını yitirmediği sürece yürekliliğini koruyabilir. Gerisi palavradır. Gerçekten yaşamımız, bizden çok daha akıllı, Elisabeth.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Elisabeth, ağır ağır döndü. Teni, o tuhaf, gölgesiz ışıkta parlıyordu ve yüzü bir an için açan baharların, tomurcukları, yıkılışın ve doğanın gelişme seyrinin o şaşmaz esnekliğinin bir parçasıymışçasına, aynı gizin havasına bürünmüştü. Sonra ışığın içerisinden, ışıldak demetinden çıkar gibi çıktı, soluğu, canlılığı ve sımsıcak gölgesiyle yine Graeber’in yanına geldi. Graeber onu kendine, aşağı çekti. Kollarını kızıl gökyüzüne uzatmış olan ağaç, birden daha bir büyümüş olarak ta yanı başlarına gelmiş, baharlarının kokusu benliğinin her yanını sarıvermişti. Önce ıhlamur ağacıydı var olan. Sonra bu toprak oldu, kendi içinde tatlı bir dalgalanmayla tarlaya dönüştü. Tüm yaşam toprak tarla, Elisabeth ve masmavi gökyüzü dörtlüsünde birleşti. Graeber kendini bu tümün içinde algıladı, bütünün bir parçası olan kız, ona karşı koymadı.
Yüzlerinde, tehlikenin içinde olmayan tüm insanlara özgü kararlılık vardı. Üniformaları kusursuz, silahları tertemizdi. Her biri, izne çıkan askerlerden herhangi birinden en aşağı on kilo daha şişmandı.