Bu kitabı okurken kendimi sürekli içeri çekilmiş gibi hissettim. Sanki bir başkasının hikâyesini okumuyorum da, onun duygularını içimden geçiriyorum.Raif Efendi’yi tanıdıkça, aslında ne kadar sessiz görünen insanların içinde ne kadar yoğun bir dünya taşıyabileceğini fark ettim. Ben olsam onun gibi bu kadar içine kapanık kalamazdım diye düşündüm ama bir yandan da onu anladım; çünkü bazı duygular var ki insanın dışarıya anlatmaya cesaret edemediği türden.Maria Puder karakteri bana güçlü ama aynı zamanda kırılgan biri gibi geldi. Onun bağımsızlığı dikkatimi çekti. Ben olsam böyle bir özgürlüğü korumak isterdim ama aynı zamanda yalnız kalmaktan da korkabilirdim. İkisi arasında kalmış gibi hissettim.Hikâyenin en etkileyici yanı benim için şu oldu: iki insan birbirini gerçekten bulmuş gibi olurken bile hayatın onları ayırabilmesi. Bu durum bana biraz haksızlık gibi geldi. Ben olsam “madem bu kadar derin bir bağ var, neden bu kadar kolay kayboluyor?” diye sorgulardım.Genel olarak kitap bana şunu düşündürdü: İnsan bazen en büyük duygularını bile sessizlik içinde yaşamak zorunda kalabiliyor. Ve ben bunu okurken, kendi içimde de fark etmediğim duygulara biraz daha yaklaştım.