Yapacaklarımdan korktuğum için beni sürekli izleyeni öldürdüm. Görmesin yeryüzündeki en insanlıkdışı insanı diye. Her şeyi bileni öldürüp yalnız kaldım. Tüfek patladı. Bulutlar hareketlendi. Gözler şekilsizleşti. Surat yok oldu. Ve Tanrı’nın kanı aktı. Üç gün yağmur yağdı. Ben, benim hayatımı bileni yok ettim
Tabii ki hayali değirmenlerle savaşmak gibiydi. Ölmeyenlerle mücadele etmek gibi. Anladım bir yangın merdiveni olmadığını. Hayatın arka kapısı yoktu. Gizlice sigara içilen karanlık bir boşluğu bile yoktu. Her şeyi bilen, her şeyi bilmeye devam ediyor ve bana gülüyordu.
İnsan, insan olmaya geliyor dünyaya. Kesinlikle bir tercihi yok. Hiçbir şeyi seçemeden de gömülüyor toprağa. Yerin iki metre altındayken de bin bir böceğe lunapark oluyor daha önce bin bir dudağın öptüğü bedeni...
Canlıların birbirlerini öldürüp yemelerini ana hareket edilmiş ekolojik sistem ne kadar faşistse, öleni gömmek de o kadar canavarca. Doğanın gereği faşistlik. Güçlünün zayıfı yemesi faşizan ve doğal. Ölüyü gömmek de dostluk, aşk gibi kavramları yalanlayan en büyük doğa geleneği.