Gömüldükten sonra imam, Munise'nin annesinin ismini sormuş, bunu, tabii kimse bilmiyor. Doktor benim, bu küçük kız için bir anne olduğumu hatırlamış, ismimi vermiş. Yavrumu "Munise bin Feride" diye toprağa teslim etmişler...
Bazen hangisi daha doğru bilmiyorum; toplum içindeyken insanlara uyum sağlayarak benliğimi ayrı bir yere koymak mı, yoksa her ne durumda olursa olsun kendimi değiştirmeden özüme uygun yaşamak mı? Yalnız kendisi kadar zayıf karakterli, iyi niyetli ve sıcak insanlarla birlikte hayatını sürdüren insanlara özeniyorum. Şayet hayatımı dertsiz tasasız bir şekilde yaşama şansım olsaydı, tereddüt dahi etmeden seçerdim. Kim gidip de zorla dert sahibi olmaya uğraşır ki?
O an geçmişte de, gelecekte de aynı şeyleri düşünürken belimi tezgaha dayamış ve çalılıklara bakıyormuşum gibi bir zaman kayması yaşıyorum. Geçmiş, şimdi ve gelecek sanki tek bir ana sıkışmış ya da ben bütün zamanları tek bir anda yaşıyormuşum misali, garip bir duygu doğrusu.
Vücudumun ruhumu geride bırakarak büyümesi beni şaşırtıyor. Hiçbir zaman kaybetmeden kadınsı bir hâle bürünmesini oturup izlemekten başka birşey yapamam.
Düşününce yakın zamandaki gerginliklerimin hepsinin annemle alakalı olduğu çok açık. Annemin istediği gibi oturaklı bir genç kız olmaya çalışıyor, ona asıl karakterim yerine hayalindeki kızını gösteriyorum. Daha ağzımı açmadan ne hissettiğimi anlayabilse keşke. Bencil de olsam kendimi gülünç duruma düşürecek hiçbir şey yapmayacağımı, her ne kadar yorgun ve yalnız hissetsem de edebimden odun vermeyeceğimi görebilse... Bana baktığında her şeyin yolunda olduğunu hissedip rahatlatabilir bile olur.