Çok sonra (sen, "Beni bir daha görmeyeceksin" diyerek gittikten sonra) bir sürü başka şeyle birlikte, o söylediğini -benden kendin için istediğini- odak noktasına koydu-ğum bir çerçeve içinde, birşeyi kavrar gibi oldum:-
Sen, çınlattığın yaşam dolu kahkahalarından sonra da uzayıp giden ölümcül suskunluklarınla, bana, hep, birşey haykırıyordun -susmanla bağırıyordun- sessizliğinle feryat ediyordun, birşeyi bana; ama ben anlayamıyordum bunu- hâlâ da, doğru-dürüst anladığımı söyleyemiyorum
zaten söylenecek birşey
de kalmadı
artık :
bağışla
beni
"Kişi sevdiğini hep sonradan mı anlar?"
Dilegetirişin çifteanlamlılığı (Türkçe'nin bazen inanılmaz olan bağlantısallığı) da yerliyerindeydi:-
"Sevdiği'ni" / "Sevdiğini":
"[O] sevdiği kişiyi" / "[Onu] sevdiğini"...
Seni de, seni sevdiğimi de, sonradan anlamıştım; sen de, şimdi, gitmiş olduğundan, bu 'anlama'nın da hiçbir önemi kalmamıştı, artık.
Bir yitim, bir hiçlik, bir boşluk daha bulmuştum, işte bu 'anlam'la-
Bunu hemen yazmam gerektiğini düşündüm.
Geri döndüm, yazdım.
28 Ocak