Romanın verdiği genel izlenim klasik bir Türk filmi tadında olması.Ancak karakterlerin detayına indiğimizde karşımıza derinliği olan çok katmanlı bir psikolojik roman çıkıyor.Yazıldığı döneme bakılarak yorumlandığında, bireyselleşmeye çalışan,kendi istek ve hazlarını ön planda tutan, Batılılaşma arzusunda olan(net olarak ifade edilmese de bu yönü benimsediği anlaşılmaktadır)ancak arada sıkışan bir kadın kahramanı okuyoruz.Ayten hem arzularını dindirebileceği, bir yandan da kişiliğini koruyabileceği dolu dizgin bir aşk ister.Tüm hayat gayesi bunun üzerine yoğunlaşmıştır.Ancak hazları yaşarken ateşte yanmaya, bunun üzerine bireyselleşmeye çalışırken de, duygularından tamamen soyutlanmaya başlayan Ayten’in sorgulamaları dikkat çeker.Hedeflediği de hedef olduğu da sadece Kızıl bir seraptır.Hiç bir zaman gerçek olamayacak, Dünyevi olmayan bir amaç belirlemek, kişi tabiatında bozulmalar yaşatmaktadır.Kendi gerçekliğini yaşamayı reddederek serabın peşinde giden Ayten, kendini başladığı yerden çok uzak bir noktada bulur.Ancak bu nokta belki de artık onu hakiki doygunluğa ulaştıracak noktadır. Devamı olduğunu öğrendim, onu da elime geçtiğinde okuyacağım.Kitap gayet akıcı,hızlı okunabilir.Bu kadar yalın anlatımlı, bu kadar derinlikte ancak böyle yazılabilirdi sanırım. Karakterlere yoğunlaşarak okunacaksa tavsiye ederim. Dipnot olarak belirtmeliyim ki, yazarın bir erkek olarak, bir kadın kahramanı bu kadar incelikli ve objektif yazmasına hayran oldun. Sanırım kitapta en çok beğendiğim şey karakter analizi ile birlikte feminen öğelerin objektif anlatımı oldu. Tavsiye ederim…