Halid Ziya Uşaklıgil Kitabı dün gece bitirdim. Son 50 sayfamda artık bitsin neler olacak öğreneyim heyecanı ile gözlerimi kitaptan ayırmadan koptum dünyadan.
Fakat gönlüm artık bir şeylerin düzelmeyeceği hep bir iç sıkıntısıyla yaşayacak olan Vedide ile solmuştu.
Halit Ziya'nın diğer romanlarını da okumuştum. Özellikle Aşk-ı Memnu kitabında ben Bihter'in iç tahlilini,iç konuşmasını ve psikolojisini çok merak etmiştim fakat sanki o kadar derin anlatılmıyordu gibi hatırlıyorum.
Kırık Hayatlarda tam tersine bireyin iç dünyasını esas alışı ve bunu uzun cümlelerle olağanüstü bir şekilde anlatması çok başarılıydı. İncelemelerde bunun biraz yorduğundan bahedilmiş fakat bu beni yoran değil aksine kitaba daha fazla bağlayan bir unsur oluyor. Bunun sebebi anlatamadığım bir hissimi bulmak, insanların kendisiyle yüzleşmesini sevmekten geliyor olabilir.
Ömer Behiç'i gözümde canlandırma da biraz zorluk çektim. Onu hangi tarafa koymam gerektiğini bilmiyorum. Ama onun sürekli bahsettiği şeyden fire vermesi bana şunu hatırlattı: 'kim neyden çok bahsediyorsa o ondan eksiktir.'
Maalesef ki Ömer Behiç'in beni yanıltmasını çok istedim. Fakat Vedide hissetmeye başlayınca ne yazık ki bende de bir şeyler koptu gitti.
Kitap bana evlilik hayatını tekrardan sorgulattı.
Artık kopan bir aile hayatı vardı. Hangi dize kapanış hangi gözyaşı bazı şeyleri silebilirdi?
Toplumu ahlak yönünden yansıtması amaçlanıp aile hayatına dokunuşları da verilmiştir.
Kırık Hayatlar