Üç nokta sonu gelmeyen bir yolun bitişi gibi...
Yanan bir mumun titreşimleri gibi...
Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir hayatın sonu, hiç bitmeyecekmiş gibi tüketilen nefeslerin son alınanı gibi...
Bazen bir kapı zili, bazen de bir neredesin sorusunun yerini dolduran üç nokta...
Kalbimdeki çatlakları sayarken yorulduğum ve dinlenecek bir liman bulduğum üç nokta...
Fesleğen ve papatya kokularıyla huzur bulduğum zamanlarda düşüncelerime koyduğum üç nokta...
Gökyüzündeki yıldızlarım, karşımda sonu gözükmeyen deniz, arkadaşlık, arkadaşım...
Meyilliydim hüzüne, kalbim alışmıştı derde.
Kalbime giden yolda kaç kez düşmüştüm; dizlerimi kaplayan yaralar kaç kez daha kanayıp kabuk bağlamıştı.
Bir pencereden bir pencereye bakan gözlerim kaç kez yaşta dolmuştu. Kaç kez korkuyla dolmuştu içim.
Rüyalarım beni kaç kez sonuna üç nokta koyarak gözü yaşlı uyandırmıştı.
Bir kelebeğin sonunu bile bile ateşe yaklaşması gibiyidi hayatım.
Maviydi kuzunun ismi Gök'tü diğeri öleceğini bilerek sahiplendiğimiz bağlandığımız insanlar gibiydi onlarla olan bağımız.
Hiç sonu yokmuş gibi önümüze serilmiş gökyüzü...
M.P.