"Hiç âşık oldun mu?" dedi Cafer, Süleyman'a.
"Âşık olmasam burada işim ne!" dedi Süleyman gülerek.
"Kaç kez?" diye sordu Cafer.
"Kaç kez olacak, bir kez elbette!"
"Niçin elbette diyorsun? Birden fazla, pek çok kez olmuş olamaz mısın?"
"Hayır," anlamında başını salladı adam. "Bir kez, ancak bir kez olabilirsin. Böyle büyük bir kısmeti ancak bir tane verir Allah."
"Ya birden fazla olanlar nasıl oluyor?" diye diretti çocuk.
"Hisler de birbirini taklit eder," dedi adam.
“Aslan gibi dövüşmek nasıl olur?” dedi Cafer.
“Çok soru soruyorsun artık,” dedi Süleyman.
“Görmüyor musun? Büyüyormuşum!” dedi öteki.
“Herkesin içinde bir aslan vardır,” dedi Süleyman hiç düşünürmüş gibi yapmaksızın.
“Mesele onu salıvermek. Tavşan da vardır, çakal da, tilki de, karınca da, bir ağaç hatta bir ot da vardır. Işkın bile.”
“Peki nasıl salıverilir o aslan?”
Güldü Süleyman “Ah!” dedi. “O öğretilemez ki! Nereye saklandığını, nerede bağlandığını kişi ancak kendisi bilir.”