Meryem Çıtak

Meryem Çıtak
@Maryctk
İg | meryem_m.9
Öğrenci
Antalya
2009
7 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Masumiyet Müzesi
Puan vermedi·524 syf.··
2025 29. kitabı
MASUMİYET MÜZESİ (spoiler bulundurur) İlk yüz sayfada Kemal’e karşı duyduğum öfke ve siniri sizlere asla kelimelerle anlatamam. Onun bencilliği, Sibel’in sessizliğini ve Füsun’un ışığını gölgeleyen bir perde gibiydi. Sibel, bu hikâyede hep arka planda kaldı; bekledi, umut etti, elinden gelen her şeyi yaptı ama Kemal ne iyileşecek durumdaydı ne de iyileşmek istiyordu. Onun sevgisi, sevgi değil, bir tür sahiplenme arzusuydu. Füsun ise gençliğin enerjisini taşıyan, ışık saçan bir kadındı. Kemal’in çocukça davranışları, neyi istediğini bile bilmeyen hâli, Sibel’e kendi çapında hastalık dediği saptlantılı aşkını o kadar geç söylemesi onu benim gözümde sevgiyi hak etmeyen biri yaptı. Bence Sibel’e olan ilgisi, hayranlıktan öteye geçememişti. Ona yanlış yapmaktan çekinmesinin nedeni ise aşk değil, hayranlıkla karışık bir saygı duymasıydı. Füsun’a olan takıntılı aşkına kendini adadığında, başka bir kadına yönelmemesi, pes etmemesi kitaba ısındığım ilk adımdı. Ama bu sadakatin bir sevgi değil, bir saplantı olması biraz ürkütücü. Füsun’un başka biriyle evlenmesi, onun kararıydı ve saygı duyulmalı. Zaten romanın ilerleyen bölümlerinde Füsun’un da belirttiği gibi Kemal onun duygularıyla oynamış, sınav gününde nişanlanarak onun yolunu kesmişti. Bu, bir insandan nefret etmek için yeterli bir sebepti. Sonra papatya geldi. Füsun, onu kıskanmadığını söylüyordu ama hepimiz biliyoruz ki onun gibi olmak isteyen bir Füsun vardı romanda. Bir bölümde, Papatya gibi olamadığı için Kemal’i suçladı. Oysa kendisi de bir erkeğe bağlı kalmak yerine kariyerine odaklanıp daha sabırlı ve kararlı olsaydı, Papatya’dan daha iyi bile olabilirdi. Füsun’un eksik kalan yönü, kendi ışığını keşfedememiş olmasıydı. Kemal’in gölgesinde yaşarken, kendi potansiyelini unuttu. Papatya, Füsun’un olabileceği ama
1000Kitap
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
(Spoiler bulundurur) Kitap hakkında düşüncelerim; - Kitaba ilk başladığımda olay örgüsünün Raif efendi üzerinden nasıl gideceğini düşünmüştüm sürekli, daha 10. sayfadan (tahmini) ölümcül hastalığa sahip bir adamın asıl ana karakter olacağını hiç düşünmemiştim. Tabi spoiler alarak okumayı seven birisi olduğum için hemen öğrendim ama olsun. Kitabı iki ana bölüm olarak ele alabiliriz bence; Raif’in sessiz, içe kapanık, yalnız bir insan olarak bildiğimiz tarafı ilk bölüm, ikinci bölüm ise duygularını en yükseklerde yaşayan, aşkı bilen, değer gören ve en önemlisi sevgiye inanan birisi. Bir insanın hayata dair tüm umutlarını bir defterin sayfalarına sığdırabilmesi… Aslında Raif konuşuyordu ama bunu görebilmek oldukça zordu. İlk bölümde sinirlerimi altüst eden durum aile yapısıydı, hangi insan, hangi duyguya sahip varlık Raif efendinin o haline üzülmeyip üstüne üstlük kendi çıkarlarını düşünmeye devam edebilirdi anlamıyorum doğrusu. İkinci kısım ise asıl Raif’i anladığımız, onunda duygularının olduğunu her insan gibi sevgiye ihtiyacının olduğunu fark ettiğimiz bölümdü. İlk bakışta aşkları ya da bir anda oluşan o aşk kıvılcımına, aşka çok değer veren birisi olmama rağmen, inanmasam da bu kitapta beni o kadarda rahatsız etmedi hatta belki de olur dedim. İlk başlarda Maria’nın sürekli arkadaş olarak kalma isteğine birazzz sinir olsam da yine de onun tarafından hak veriyorum, sürekli aynı duruma düşmüş ve sevgiye olan inancını kaybetmiş ve güvenli bir yer arayışında olan birisiydi. Bazen insan sevdiği kişinin sadece sevdiği kişi olarak kalmasını istiyor arkadaşlıktan öteye ilerleyince onu kaybetme düşüncesini düşünmek dahi istemiyor. Maria’nın düşünce yapısı da tam olarak buydu. Kitabın sonuna gelecek olursak Raif’in sevgi inancını Maria da bitirmesi ona olan sadıklığı benim için
Duygu ve Düşünce
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025375,8bin okunma
Genç Werther'in acıları inceleme
7/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
(Spoiler bulundurur) İlk olarak şöyle düşünebiliriz Werther intihar etmek zorunda mıydı? Kasabadan ayrılıp başka bir yere gidebilir yeni bir hayat kurabilirdi diye düşünebiliriz. Kurabilir miydi? Orası ayrı bir soru tabii ki. Ama eğer bunları yapabilseydi ya da yapabilecek duygusal gücü kendinde bulabilseydi o zaman buna aşk diyebilir miydik? Sanmıyorum. Bu yüzden Werther’in intiharı, bir zayıflık değil; onun aşkı yaşama biçiminin, dünyayı algılayışının bir sonucu olarak okunmalı. Eğer Lotte en başta konuşmak istemeseydi aralarında o güçlü bağ oluşmadan önce bu duruma hayır deseydi Werther yine de intihar eder miydi? Kitapta Werther’in aşkı ilk görüşte aşk olarak ele alınıyor ama benim fikrimce evet ilk görüşte bir insanı sevebilir, ondan hoşlanabilirsiniz ama bu tamamen fiziksel bir hoşlantı olur. Sonuç olarak o kişiyi ilk görüşünüz, nasıl birisi olduğu hakkında bir fikriniz yok. O yüzden bu durum bana biraz saçma geliyor her neyse. En sevdiğim kitaplardan birisidir Genç Wertherin acıları, ve inanın o sayfalardaki Lotte’ye olan hayranlığını dile getirişini görmeden sadece bu özete bakarak yorumlarsanız sonunu (intihar etmesini) saçma bulabilirsiniz. Ama mektuplarda Lotte’ye olan hayranlığını ona olan sevgisini görünce başka bir seçenek göremiyorsunuz. Werther’in mektupları, onun iç dünyasını anlamak için anahtardır. Sadece olaylara bakarak intiharını “abartılı” bulmak mümkün. Ama mektuplardaki duygusal yoğunluk, Lotte’ye duyduğu hayranlık ve çaresizlik, bizleri onunla birlikte sürüklüyor. Başka bir yere gitmekten bahsetmiştik evet gidebilirdi ama hiçbir zaman ne kalbindeki duyguları ne de hatıraları silebilirdi. Her zaman kalbinin köşesinde Lotte olacaktı ve belki de rüyalarında bile ona rahat verilmeyecekti. Werther için Lotte, bir insan olmanın ötesinde bir anlam
Duygu ve Düşünce
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024149,9bin okunma