“ Sen ve ben burada, yavaş yavaş Sarı-Özek toprağına karışacağız, toprağın özü olacağız, ama bunu biz bilmeyeceğiz. Ancak sağ kalanlar bilir bunları. İşte bu yüzden ben de bu sözleri aslında sana değil, daha çok kendime söylüyorum. Çünkü sen şimdi, sağ olduğun zamanki Kazangap değilsin. Senin gibi hepimiz bir gün yok olacağız. Ama Sarı-Özek bozkırında trenler yine gelip gidecek, bizim yerimizi de başkaları alacak...”
“Bir sevgilinin coşkusu ve bir kocanın dinginliğiyle sarıldım ona. Acaba böyle sevebilir miydim onu, çevremizde, bu kentte ve dünyada hüküm süren şu sarhoşluk olmasaydı?”
“Tanrı bize hiçbir şey vaadetmemiş olabilir. Ne iyi, ne de kötü. Ola ki Tanrı da bizim kendi kendimize verdiğimiz sözlerin ritminde sürdürüyordur yaşamını. ”